
KAMU YÖNETİMİ TEMEL
KANUNU TASARISI
BİRİNCİ KISIM
Kamu Yönetiminin Amaç,
İlke ve Görevleri
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam, Tanımlar ve Temel İlkeler
Amaç
Madde 1- Bu Kanunun amacı, katılımcı, saydam, hesap verebilir, insan
hak ve özgürlüklerini esas alan bir kamu yönetiminin oluşturulması; kamu
hizmetlerinin adil, süratli, kaliteli, etkili ve verimli bir şekilde yerine
getirilmesi için merkezi idare ile mahalli idarelerin görev, yetki ve
sorumluluklarının belirlenmesi; merkezi idare teşkilatının yeniden yapılandırılması
ve kamu hizmetlerine ilişkin temel ilke ve esasları düzenlemektir.
Kapsam
Madde 2- Bu Kanun, merkezi idare ile mahalli idareleri ve bunların
bağlı, ilgili ve ilişkili kurum ve kuruluşlarını kapsar.
Tanımlar
Madde 3- Bu Kanunda geçen deyimlerden;
a) Merkezi idare: Başbakanlık ve bakanlıklar ile bağlı kuruluşları,
b) Mahalli idare: İl özel idaresi, belediye ve köyü,
c) Stratejik plan: Kamu
kurum ve kuruluşlarının orta ve uzun vadeli amaçlarını, temel ilke ve
politikalarını, hedef ve önceliklerini, performans ölçütlerini, bunlara ulaşmak
için izlenecek yöntemler ile kaynak dağılımlarını içeren planı,
ifade eder.
Kamu yönetiminin temel amaç
ve görevi
Madde 4- Kamu yönetiminin temel
amaç ve görevi, halkın hayatını kolaylaştırmak, huzur, güvenlik ve refahını
sağlamak, hayat kalitesini geliştirmek, kişilerin hak ve özgürlüklerini
kullanmalarının önündeki engelleri kaldırmak ve bu amaçlarla kanunlarla verilen
görev ve hizmetleri yerine getirmektir.
Kamu yönetiminin kuruluş ve işleyişinin temel ilkeleri
Madde 5- Kamu yönetiminin kuruluş ve işleyişinde esas alınacak temel
ilkeler şunlardır:
a) Kamu yönetiminin
kuruluş ve işleyişinde, idarenin bütünlüğü esastır.
b) Kamu hizmetlerinin
yerine getirilmesinde, sürekli gelişim, katılımcılık, saydamlık, hesap
verebilirlik, öngörülebilirlik, yerindelik, beyana güven ile hizmetten
yararlananların ihtiyacına ve hizmetlerin sonucuna odaklılık esas alınır.
c) Yapılacak yeni
düzenlemeler ve ihdas edilecek birimler için düzenleyici etki analizi yapılır.
d) Kamu hizmetlerinin
yerine getirilmesinde ve bu hizmetlerden yararlandırmada ayırımcılık; bu
hizmetlerle ilgili olarak insan hak ve özgürlüklerini kısıtlayıcı düzenleme ve
uygulama yapılamaz.
e) Görev, yetki ve
sorumluluklar, hizmetten yararlananlara en uygun ve en yakın birime verilir.
f) Kamu hizmetlerine
ilişkin temel kararların alınmasında, ilgili kamu kurumu niteliğindeki meslek
kuruluşları ve sivil toplum örgütlerinin görüş ve önerilerinden yararlanılır.
g) Kamu kurum ve
kuruluşları, halkın bilgi edinme hakkını kullanması için gerekli tedbirleri
alır.
h) Kamu hizmetlerinde
bilgi teknolojilerinden etkili ve yaygın şekilde yararlanılır.
i) Kamu kurum ve
kuruluşları, insangücü ve maddi kaynaklarını etkili ve verimli şekilde
kullanır, bu amaçla kendi aralarında işbirliği yapar.
j) Kamu hizmetlerinin
usul ve standartları belirlenerek, hizmetten yararlananların bunları önceden
bilmesi sağlanır. Kamu kurum ve kuruluşlarının üst yöneticileri, hizmetlerin bu
standartlara uygun şekilde yerine getirilmesinden ve hizmetten yararlananların
ihtiyacına uygunluğunu sağlamaktan sorumludur.
k) Kamu kurum ve
kuruluşlarınca, gerçek ve tüzel kişilerden, sadece hizmet usul ve
standartlarında öngörülen bilgi ve belgeler istenebilir. Bilgi ve belge
istemine ilişkin usul ve standartlar; etkililiği, verimliliği ve
basitleştirmeyi sağlamak amacıyla düzenli olarak gözden geçirilir.
l) Kamu kurum ve
kuruluşları, kanunlarla kendilerine açıkça görev olarak verilmeyen ve kuruluşun
amacıyla doğrudan ilgili olmayan alanlarda işletme kuramaz, mal ve hizmet
üretimi yapamaz, bu amaçla personel, bina, araç, gereç ve kaynak tahsis edemez.
İKİNCİ BÖLÜM
Merkezi İdarenin ve Mahalli İdarelerin Yetki, Görev ve
Sorumlulukları
Merkezi idarenin genel yetkileri
Madde 6- Merkezi idarenin kamu hizmetleri ile ilgili yetki ve
sorumlulukları şunlardır:
a) Kamu hizmetlerine
ilişkin ulusal düzeyde genel ilke ve politikalar, amaç ve hedefler ile
standartları belirlemek,
b) Kamu hizmetlerinin
hukuka, belirlenen politika ve standartlara uygunluğunu izlemek, değerlendirmek
ve denetlemek,
c) Hizmetlerin verimli
ve merkezi idare ile mahalli idareler arasında koordinasyon içerisinde yerine
getirilmesini sağlamak,
d) Kamu kurum ve
kuruluşları ile özel sektör, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve
sivil toplum örgütleri arasında iletişim ve işbirliğini sağlayıcı mekanizmalar
oluşturmak, hizmet ve işlev kapasitelerini geliştirmek,
e) Kamu hizmetlerini
uygun ölçek ve nitelikte olmak üzere merkezde, gerekli durumlarda yetki
genişliği ilkesi çerçevesinde taşrada ve yurtdışında örgütlenerek yerine
getirmek,
f) Mahalli idareler ve
hizmet yönünden yerinden yönetim kuruluşları üzerinde kanunlarla öngörülen
idari vesayet yetkisini kullanmak.
Merkezi idare tarafından yürütülecek görev ve hizmetler
Madde 7-
Merkezi idare tarafından
yürütülecek görev ve hizmetler şunlardır:
a) Adalet, savunma,
güvenlik, istihbarat, dış ilişkiler ve dış politikaya ilişkin görev ve
hizmetler,
b) Maliye, hazine, dış
ticaret, gümrük hizmetleri ile piyasalara ilişkin düzenleme görev ve
hizmetleri,
c) Ulusal düzeyde
ekonomik, sosyal ve fiziki planları hazırlamaya, bölgeler arasındaki
gelişmişlik farklılıklarını gidermeye yönelik program ve projelerin
uygulanmasını sağlamaya ilişkin görev ve hizmetler,
d) Milli eğitimle ilgili
görev ve hizmetler,
e) Diyanetle ilgili
görev ve hizmetler,
f) Sosyal güvenlikle
ilgili görev ve hizmetler,
g) Tapu ve kadastro,
nüfus ve vatandaşlıkla ilgili görev ve hizmetler,
h) Acil durum yönetimi
ve sivil savunma ile ilgili ulusal düzeyde yapılması gereken görev ve
hizmetler,
i) Vakıflarla ilgili
görev ve hizmetler,
j) Mahalli idarelere
teknik ve mali yardımda bulunma, rehberlik yapma ve eğitim desteği sağlama
görev ve hizmetleri,
k) Kanunlarla münhasıran
merkezi idare tarafından yerine getirilmesi öngörülen ulusal nitelikli veya
birden çok ili kapsayan diğer görev ve hizmetler.
Mahalli idarelerin görev, yetki ve sorumlulukları
Madde 8- Mahalli müşterek ihtiyaçlara ilişkin her türlü görev, yetki
ve sorumluluklar ile hizmetler mahalli idareler tarafından yerine getirilir.
Mahalli idareler görev,
yetki ve sorumluluk alanlarına giren hizmetleri, idarenin bütünlüğüne,
kanunlarla belirlenen esas ve usullere, kalkınma planının ilke ve hedeflerine,
kendi stratejilerine, amaç ve hedeflerine, performans ölçütlerine uygun olarak
yürütür.
Mahalli idarelerin
kanunlarla verilen temel görev ve hizmetleri ciddi şekilde aksatması ve bu
durumun halkın sağlık, huzur ve esenliğini önemli ölçüde olumsuz etkilemesi
durumunda, aksamanın boyutu ile ölçülü olmak kaydıyla, ilgili merkezi idare
kuruluşunun talebi üzerine İçişleri Bakanlığı bu aksaklıkların giderilmesi için
kanunlarda öngörülen tedbirleri alır.
Merkezi idare ile mahalli idareler arasındaki ilişkiler
Madde 9- Merkezi idare tarafından yürütülmesi öngörülen hizmetlerden
illerde yapılması gerekenlerin, kanunlarda belirtilen istisnalar dışında,
valilik ve kaymakamlıklar tarafından gerçekleştirilmesi esastır.
Merkezi idare birimleri,
mahalli idarelerin sorumluluk alanlarına giren görev ve hizmetler için mahalli
düzeyde teşkilat kuramaz, doğrudan ihale ve harcama yapamaz.
Merkezi idarenin
görevleri arasında sayılan hizmetlere ait yatırımlardan ilgili bakanlıkça uygun
görülenler, mahalli idareler eliyle de gerçekleştirilebilir. Bu yatırımlara ait
ödenekler, ilgili kuruluş tarafından o mahalli idare bütçesine aktarılır. Bu
ödenekler başka amaçla kullanılamaz.
Merkezi idare,
desteklemek ve geliştirmek istediği hizmetleri, proje bazında gerekli
kaynaklarını ilgili mahalli idarelere aktarmak suretiyle onlarla işbirliği içinde
yürütebilir.
Mahalli idareler,
yatırımlarını, yetkili organlarının kararıyla ve bedeli mukabilinde başka
mahalli idarelere veya merkezi idare kuruluşlarına yaptırabilir. Mahalli
idareler, diğer kamu kurum ve kuruluşları ile işbirliği içinde ortak yatırım
yapabilir.
Mahalli idarelerin
görev, yetki ve sorumluluk alanlarına giren konularda çıkarılacak tüzük,
yönetmelik ve benzeri düzenlemelerde, mahalli idarelerin yetkilerini
kısıtlayıcı, mahalli hizmetleri zayıflatıcı ve yerinden yönetim ilkesine aykırı
hükümler konulamaz.
Mali kaynak dağılımı
Madde 10- Mahalli idarelere
yetki, görev ve sorumluluklarıyla orantılı gelir kaynakları sağlanır. Mahalli
idarelere genel bütçe vergi gelirleri tahsilatından pay ayrılır. Payların
ayrılmasına, dağıtımına ve bu paylardan yapılacak kesintilere ilişkin usul ve
esaslar kanunla düzenlenir.
Kamu hizmetlerinin gördürülmesi
Madde 11- Kamu hizmetlerinin daha
etkili ve verimli olarak yerine getirilebilmesi amacıyla, merkezi idare ile
mahalli idareler, kendilerine ait hizmetlerden kanunlarda öngörülenleri,
ilgileri itibariyle üniversitelere, kamu kurumu niteliğindeki meslek
kuruluşlarına, hizmet birliklerine, özel sektöre ve alanında uzmanlaşmış sivil
toplum örgütlerine gördürebilir. Bu durumda idarenin sorumluluğuna ilişkin
hükümler saklıdır.
İKİNCİ KISIM
Bakanlıklar ile Bağlı ve İlgili Kuruluşların
Teşkilatlanmasına İlişkin Esas ve Usuller
BİRİNCİ BÖLÜM
Bakanlıklar ile Bağlı ve İlgili Kuruluşların Teşkilatlanması
Teşkilatlanmaya ilişkin ilke ve esaslar
Madde 12- Bakanlıklar ile bağlı ve ilgili kuruluşların
kuruluş ve teşkilatlanmasına ilişkin ilke ve esaslar şunlardır:
a) Görev ve yetkilerin
tespiti ile teşkilatlanmada, idarenin bütünlüğü ilkesi esas alınır.
b) Bakanlıklar ile bağlı
ve ilgili kuruluşların teşkilatlanmasında etkili ve verimli bir yapı kurulması
amacıyla, kurum ve kuruluşların görev, yetki ve sorumlulukları tanımlanır.
Benzer nitelikteki hizmet ve görevler birden fazla kurum ve kuruluşa verilemez.
c) Bakanlıklar ile bağlı
ve ilgili kuruluşlar, stratejik planlarına, yıllık amaç ve hedeflerine bağlı
olarak teşkilat yapısını, hizmet kalite standartlarını, yönetim ve hizmet
süreçlerini sürekli geliştirici tedbirleri alır.
Bakanlar Kurulu, Başbakan ve Başbakan Yardımcıları
Madde 13- Bakanlar Kurulu, Başbakan ve bakanlardan
oluşur. Başbakan, Bakanlar Kurulunun başkanı ve Başbakanlık teşkilatının en üst
amiridir.
Başbakana yardımcı olmak
ve Başbakan tarafından verilecek görevleri yerine getirmek amacıyla sayıları
sekizi geçmemek üzere Devlet Bakanı atanabilir. Başbakana yardımcı olmak ve
bakanlıklar arasında koordinasyonu sağlamak üzere en çok üç bakan Başbakan
Yardımcısı olarak görevlendirilebilir.
Başbakan Yardımcıları
ile Devlet Bakanlarının danışma ve büro hizmetlerini yürütecek personele ait
kadrolar Başbakanlık kadro cetvelinde gösterilir.
Bakanların görev, yetki ve sorumluluğu
Madde 14- Bakan, bakanlık
kuruluşunun en üst amiri olup, bakanlık icraatından ve emri altındakilerin faaliyet ve
işlemlerinden sorumludur. Her bakan aşağıdaki görev, yetki ve sorumluluğa
sahiptir:
a) Bakanlığını,
Anayasaya, kanunlara, hükümet programına ve Bakanlar Kurulunca belirlenen
politika ve stratejilere uygun olarak yönetir.
b) Bakanlığı ile
bakanlığına bağlı ve ilgili kuruluşların görev alanına giren hususlarda
politika ve stratejiler geliştirir, bunlara uygun olarak yıllık amaç ve
hedefler oluşturur, performans ölçütleri belirler, bakanlık bütçesini hazırlar,
gerekli yasal ve idari düzenleme çalışmalarını yapar. Belirlenen stratejiler,
amaçlar ve performans ölçütleri doğrultusunda uygulamayı koordine eder, izler
ve değerlendirir.
c) Bakanlığı ile
bakanlığına bağlı ve ilgili kuruluşların faaliyetlerini, işlemlerini denetler,
yönetim sistemlerini gözden geçirir, kurumun yapısı ve yönetim süreçlerinin
etkililiğini gözetir, yönetimin geliştirilmesini sağlar.
d) Faaliyet alanına
giren konularda diğer bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları ile işbirliği ve
koordinasyonu sağlar.
Müsteşarın görev, yetki ve sorumluluğu
Madde 15- Müsteşar, bakanın yardımcısı olup bakanlık
hizmetlerini, bakan adına ve onun emir ve yönlendirmesi doğrultusunda, mevzuat
hükümlerine, bakanlığın amaç ve politikalarına, stratejik planına uygun olarak
düzenler ve yürütür. Bu amaçla, bakanlık kuruluşlarına gereken emirleri verir
ve bunların uygulanmasını gözetir ve sağlar.
Müsteşar yukarıda
belirtilen hizmetlerin yürütülmesinden bakana karşı sorumludur.
Bakanlıklar
Madde 16- Bakanlıklar merkez ve taşra teşkilatından
oluşur. Ancak, ekli (I) sayılı cetvelde sayılan bakanlıklardan ekli (II) sayılı
cetvelde gösterilenler taşra teşkilatı kuramaz.
Bakanlık merkez teşkilatı kurulmasına ilişkin esaslar
Madde 17- Bakanlıkların merkez teşkilatının kurulmasında
aşağıdaki esas ve usuller uygulanır:
a) Anahizmet, danışma ve
yardımcı hizmet birimlerinin kurulması, kaldırılması, görev, yetki ve
sorumlulukları kanunla düzenlenir.
b) Bağlı ve ilgili
kuruluşlar eliyle yürütülen hizmetler için bakanlık merkez teşkilatında ayrıca
birim kurulamaz.
c) Bakanlık merkez
teşkilatında 28 inci maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde
gösterilenler dışında hiyerarşik kademe teşkil edilemez. Ancak, birim ve
personel sayısı dikkate alınarak bakanlıklardan sadece merkez teşkilatı
bulunanlar ile müsteşarlık şeklinde kurulan bağlı kuruluşlarda en çok üç; diğer
bakanlıklarda en çok beş müsteşar yardımcılığı; başkanlık ve genel müdürlük
şeklinde kurulan bağlı kuruluşlarda en çok üç başkan yardımcılığı ve genel
müdür yardımcılığı kadrosu ihdas edilebilir.
Bakanlık merkez teşkilatı
Madde 18- Bakanlık merkez teşkilatı, bakanlığın sorumlu
olduğu hizmetlerin yürütülmesi; bu hizmetlerle ilgili politika, standart ve
hedeflerin belirlenmesi; planlama, koordinasyon ve denetimin sağlanması;
eğitim, izleme ve değerlendirme görevlerinin yerine getirilmesi amacıyla
aşağıdaki birimlerden meydana gelecek şekilde düzenlenir:
a) Bakanlıkların hizmet
ve görev alanlarına giren faaliyetlerini yürüten anahizmet birimleri,
b) Bakana ve anahizmet
birimleri ile bağlı ve ilgili kuruluşlara teknik, planlama,
araştırma-geliştirme, hukuki ve mali konularda yardımcı olan danışma birimleri,
c) İnsan kaynakları ve
destek hizmetlerini yerine getiren yardımcı hizmet birimleri.
İçişleri, Maliye, Milli
Eğitim, Sağlık ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıklarında, temel görev ve
hizmetlerin bir gereği olarak, kurum dışı işyeri, mükellef veya üçüncü kişi ve
kuruluşlar ile mahalli idarelere yönelik olmak üzere, kuruluş kanunlarında
belirtilmek şartıyla anahizmet birimi şeklinde rehberlik ve denetim birimi
oluşturulabilir. Hakim ve savcıların denetimi için öngörülen hükümler saklıdır.
Bakanlık anahizmet birimleri
Madde 19- Bakanlıkların sorumlu oldukları temel hizmet ve
görevler, merkez teşkilatı bünyesinde kurulan anahizmet birimleri tarafından
yerine getirilir.
Bakanlık danışma birimleri
Madde 20- Bakanlık merkez teşkilatında ihtiyaca göre
aşağıdaki danışma birimleri kurulabilir:
a) Strateji Geliştirme
Başkanlığı,
b) Hukuk Müşavirliği,
c) Basın ve Halkla
İlişkiler Müşavirliği.
Gerekli görülen hallerde
33 üncü maddede öngörülen esaslar dahilinde bakanlık müşavirliği kadrosu ihdas
edilebilir.
Bağlı kuruluşların
merkez teşkilatında ihtiyaca göre Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı, Hukuk
Müşavirliği ile Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği kurulabilir.
Bakanlık yardımcı hizmet birimleri
Madde 21- Bakanlık merkez teşkilatında ihtiyaca göre
aşağıdaki yardımcı hizmet birimleri kurulur:
a) Özel Kalem Müdürlüğü,
b) İnsan Kaynakları
Daire Başkanlığı,
c) Destek Hizmetleri
Daire Başkanlığı.
Taşra teşkilatı olan
bakanlıklarda insan kaynakları birimi genel müdürlük şeklinde kurulabilir.
Bağlı kuruluşların merkez teşkilatında ihtiyaca göre İnsan Kaynakları Daire
Başkanlığı ile Destek Hizmetleri Daire Başkanlığı kurulur.
Taşra teşkilatı ve kuruluşuna ilişkin esaslar
Madde 22- Taşra teşkilatı olan bakanlıklar illerde ve
hizmetin niteliği ile ihtiyaçlar dikkate alınarak ilçelerde teşkilatlanır.
Bunlar, vali ve kaymakama bağlı olarak çalışır.
Taşra teşkilatının
kurulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur:
a) Taşra teşkilatı,
görev ve hizmetin niteliğine, sosyal ve ekonomik şartlara ve nüfus durumuna
göre farklı yapıda kurulabilir.
b) Bakanlıklar ile bağlı
kuruluşların il ve ilçelerde, tek bir taşra teşkilatı kurmaları esastır.
c) Kamu hizmetlerinin
zorunlu kıldığı hallerde, birden çok ili kapsayan alanlarda, sürekli veya geçici
nitelikte, kanunla bölge teşkilatı kurulabilir. Ancak, bölge düzeyinde
teşkilatlanan bakanlıklar illerde, illerde teşkilatlanan bakanlıklar ise bölge
düzeyinde teşkilatlanamaz.
d) Bölge kuruluşları
dışındaki taşra teşkilatı, Bakanlar Kurulu kararı ile kurulur, kaldırılır veya
değiştirilir.
Yurtdışı hizmetlerinin yürütülmesi
Madde 23- Dışişleri Bakanlığı ile Türk İşbirliği ve
Kalkınma İdaresi Başkanlığı hariç, bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve
kuruluşları yurtdışı teşkilatı kuramazlar. Bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve
kuruluşlarından hangilerinin hangi ülkelerde yurtdışı hizmeti sunacağı Bakanlar
Kurulu tarafından belirlenir. Bu suretle belirlenecek kurum ve kuruluşların
yurtdışı hizmetleri ilgili kurum veya kuruluş personelinin Dışişleri Bakanlığı
kadrolarına belirli süreli olarak görevlendirilmesi suretiyle yürütülür. Bu
görevlere Dışişleri Bakanlığı elemanları atanamaz ve görevlendirilemez.
Bağlı kuruluşlar
Madde 24- Bağlı kuruluşlar, bir bakanlığın hizmet ve
görev alanına giren anahizmetlerden özel önemi bulunanları yürütmek üzere,
kanunla kurulan kuruluşlardır. Başbakanlığa bağlı olanların dışında müsteşarlık
şeklinde bağlı kuruluş kurulamaz.
Bağlı
kuruluşlar, merkez teşkilatı ile istisnai ve zorunlu hallere münhasır olmak
üzere ihtiyaca göre kurulan taşra teşkilatından oluşur. Ancak, bölge düzeyinde
teşkilatlanan bağlı kuruluşlar illerde, illerde teşkilatlanan bağlı kuruluşlar
bölge düzeyinde teşkilatlanamaz. Bağlı kuruluşların taşra teşkilatı kanunla
kurulur.
Bağlı kuruluşların
anahizmet, danışma ve yardımcı hizmet birimleri 18 inci madde ile bakanlık
merkez teşkilatına ilişkin diğer hükümler gözönünde bulundurularak hizmet
özelliklerine göre kuruluş kanunlarında belirlenir. Ayrıca, bağlı kuruluşlarda
temel görev ve hizmetlerin bir gereği olarak, kurum dışı işyeri, mükellef veya
üçüncü kişi ve kuruluşlara yönelik olmak üzere, kuruluş kanunlarında
belirtilmek şartıyla anahizmet birimi şeklinde rehberlik ve denetim birimi
oluşturulabilir.
İlgili kuruluşlar
Madde 25- İlgili kuruluşlar; özel kanun veya statü ile
kurulan, iktisadi devlet teşekkülleri ve kamu iktisadi kuruluşları ile bunların
müessese, ortaklık ve iştirakleri veya özel hukuki, mali ve idari statüye tabi,
hizmet bakımından yerinden yönetim kuruluşlarıdır.
Bu kuruluşların görev,
yetki ve sorumlulukları ile teşkilatlanmalarına ilişkin esaslar ve ilgili
olduğu bakanlık, kuruluş kanunu veya statülerinde belirlenir. Müsteşarlık
şeklinde ilgili kuruluş kurulamaz.
İlgili kuruluşların
anahizmet, danışma ve yardımcı hizmet birimleri, 18 inci madde ile bakanlık
merkez ve bağlı kuruluşlarının teşkilatlanmasına ilişkin diğer hükümler
gözönünde bulundurularak hizmet özelliklerine göre kuruluş kanunlarında veya
statülerinde belirlenir.
İlişkili kuruluşlar
Madde 26- İlişkili kuruluşlar, piyasalara ilişkin
düzenleyici ve denetleyici görev yapan, kamu tüzel kişiliği ile idari ve mali
özerkliği haiz, özel kanunla kurulan kuruluşlardır.
Bu kuruluşların ilişkili
olduğu bakanlık, kuruluş kanununda gösterilir.
Strateji Geliştirme Kurulu ve diğer sürekli kurullar
Madde 27- Bakanlıklarda, bakanlık stratejilerinin, amaç
ve politikalarının belirlenmesine, bakanlık hizmet ve teşkilatının
geliştirilmesine, bakanlık faaliyetlerinin performans sonuçlarının
değerlendirilmesine yardımcı olmak üzere Strateji Geliştirme Kurulu
oluşturulur. Kurul, bakanlık müsteşarının başkanlığında, bakanlıkların kuruluş
kanunlarında belirtilen birim amirlerinden oluşur ve konu ile ilgili kişiler,
kamu veya özel kuruluş ve sivil toplum örgütü temsilcileri çağrılabilir.
Kurulun sekreterya hizmetleri Strateji Geliştirme Başkanlığınca yürütülür.
Ayrıca bakanlıklarda ve
bağlı kuruluşlarda, görevleri ve teşekkül tarzı kuruluş kanunlarında
gösterilmek kaydıyla sürekli kurullar oluşturulabilir.
Hiyerarşik kademeler ve unvanlar
Madde 28- Bakanlık merkez ve taşra teşkilatı ile bağlı ve
ilgili kuruluşların hiyerarşik kademeleri ve unvanları; hizmetin
özelliklerinden kaynaklanan farklılıklar dikkate alınmak suretiyle aşağıdaki
şekilde düzenlenir:
a) Bakanlık merkez
teşkilatında:
1. Müsteşarlık,
2. Genel Müdürlük,
Başkanlık, Daire Başkanlığı,
3. Müdürlük.
Taşra teşkilatı olan
bakanlıklarda Genel Müdürlüklere bağlı olarak daire başkanlığı kurulabilir.
b) Bağlı kuruluşlarda:
Müsteşarlık şeklindeki
bağlı kuruluşlarda:
1. Müsteşarlık,
2. Genel Müdürlük, Daire
Başkanlığı,
3. Müdürlük.
Başkanlık şeklindeki
bağlı kuruluşlarda:
1. Başkanlık,
2. Daire Başkanlığı,
3. Müdürlük.
Genel Müdürlük
şeklindeki bağlı kuruluşlarda:
1. Genel Müdürlük,
2. Daire Başkanlığı,
3. Müdürlük.
c) Taşra teşkilatı il kuruluşlarında:
1. Vali,
2. İl Müdürlüğü,
3. Şube Müdürlüğü.
d) Taşra teşkilatı ilçe
kuruluşlarında:
1. Kaymakam,
2. İlçe Müdürlüğü,
3. İhtiyaç duyulan
ilçelerde Şube Müdürlüğü.
e) Bölge kuruluşlarında:
1. Bölge Müdürlüğü,
2. Şube Müdürlüğü veya
Başmühendislik.
Dışişleri Bakanlığı,
Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, Milli İstihbarat Teşkilatı
Müsteşarlığı ve ilişkili kuruluşlar bu maddede öngörülen hiyerarşik kademe ve
unvanlara ilişkin hükümlere tabi değildir. Bunların hiyerarşik kademe ve
unvanları kuruluş kanunlarında düzenlenir.
Kuruluş işlemlerinin tamamlanması
Madde 29- Bakanlık merkez, taşra ve yurtdışı teşkilatı
ile bağlı ve ilgili kuruluşların kurulma işlemleri, genel hükümlere göre kadro
ihdası ile tamamlanır.
İKİNCİ BÖLÜM
Danışma Birimlerinin Görev ve Yetkileri
Strateji Geliştirme Başkanlığı
Madde 30- Strateji Geliştirme Başkanlığı aşağıdaki görevleri yapar:
a) Ulusal kalkınma
strateji ve politikaları, yıllık program ve hükümet programı çerçevesinde
bakanlığın orta ve uzun vadeli strateji ve politikalarını belirlemek,
amaçlarını oluşturmak üzere gerekli çalışmaları yapmak,
b) Bakanlığın görev
alanına giren konularda performans ve kalite ölçütleri geliştirmek ve bu
kapsamda verilecek diğer görevleri yerine getirmek,
c) Bakanlık bütçesini
stratejik plana ve yıllık hedeflere göre hazırlamak; bakanlık faaliyetlerinin
bunlara uygunluğunu izlemek ve değerlendirmek,
d) Bakanlığın yönetimi
ile hizmetlerin geliştirilmesi ve performansla ilgili bilgi ve verileri
toplamak, analiz etmek, yorumlamak ve yıllık faaliyet raporlarını hazırlamak,
e) Üst yönetimin iç
denetime yönelik işlevinin etkililiğini ve verimliliğini artırmak için gerekli
hazırlıkları yapmak,
f) Bakanlığın görev
alanına giren konularda, hizmetleri etkileyecek dış faktörleri incelemek, kurum
içi kapasite araştırması yapmak, hizmetlerin etkililiğini ve tatmin düzeyini
analiz etmek ve genel araştırmalar yapmak,
g) Yönetim bilgi
sistemlerine ilişkin hizmetleri yerine getirmek,
h) Strateji Geliştirme
Kurulunun sekreterya hizmetlerini yürütmek.
Hukuk Müşavirliği
Madde 31- Hukuk Müşavirliği aşağıdaki görevleri yapar:
a) Bakan, bakanlık
birimleri ve diğer bakanlıklar tarafından gönderilen kanun, tüzük ve yönetmelik
tasarıları ile diğer hukuki konular hakkında görüş bildirmek,
b) Bakanlığın
menfaatlerini koruyucu, anlaşmazlıkları önleyici hukuki tedbirleri zamanında
almak, anlaşma ve sözleşmelerin bu esaslara uygun olarak yapılmasına yardımcı
olmak,
c) 8 Ocak 1943 tarihli
ve 4353 sayılı Kanun hükümlerine göre adli ve idari davalarda gerekli bilgileri
hazırlamak, taraf olduğu idari davalarda bakanlığı temsil etmek veya bakanlıkça
hizmet satınalma yoluyla temsil ettirilen davaları takip ve koordine etmek.
Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği
Madde 32- Bakanlıklarda, basın ve halkla ilişkilerle
ilgili faaliyetleri planlamak ve bu faaliyetlerin belirlenecek usul ve ilkelere
göre yürütülmesini sağlamak üzere Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği
kurulabilir.
Bakanlık müşavirleri
Madde 33- Bakanlıklarda, önem ve öncelik taşıyan
konularda bakanlık makamına yardımcı olmak üzere bakanlık müşavirleri
bulunabilir.
Bakanlık
müşavirleri bakanlık makamına bağlıdır.
Bakanlık müşavirlerinin
gerekli olup olmadığı ve yirmiyi geçmeyecek şekilde sayısı kuruluş kanunlarında
gösterilir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Yardımcı Hizmet Birimlerinin Görev ve Yetkileri
Özel Kalem Müdürlüğü
Madde 34- Özel Kalem Müdürlüğü; bakanın çalışma
programını; resmi ve özel yazışmalarını; protokol ve tören işlerini düzenlemek,
yürütmek ve bakanın vereceği diğer işleri yapmakla görevlidir.
İnsan Kaynakları Daire Başkanlığı
Madde 35- İnsan Kaynakları Daire Başkanlığının görevleri
şunlardır:
a) Bakanlığın insan gücü
politikası ve planlaması konusunda çalışmalar yapmak ve tekliflerde bulunmak,
b) Bakanlık personelinin
atama, nakil, sicil, terfi, ücret, emeklilik ve benzeri özlük işlemlerini
yürütmek,
c) Bakanlık teşkilatının
eğitim planını hazırlamak, uygulamak ve değerlendirmek,
d) Bakanlığın görev
alanına giren konularda mahalli idarelere dönük eğitim programları hazırlamak
ve uygulamak,
e) Bakan ve müsteşar
tarafından verilecek diğer görevleri yapmak.
Destek Hizmetleri Daire Başkanlığı
Madde 36-
Destek Hizmetleri Daire
Başkanlığının görevleri şunlardır:
a) Yapma, yaptırma, satınalma,
kiralama, bakım ve onarım, arşiv, sağlık ve benzeri her türlü idari ve mali
hizmetleri yürütmek,
b) Taşınır ve taşınmaz
mal kayıtlarını tutmak,
c) Bakanlık sivil
savunma ve seferberlik hizmetlerini planlamak ve yürütmek,
d) Bakan ve müsteşar
tarafından verilecek diğer görevleri yapmak.
Bağlı ve ilgili kuruluşların danışma ve yardımcı hizmet birimleri
Madde 37- Bakanlık bağlı ve ilgili kuruluşlarındaki
danışma ve yardımcı hizmet birimlerinin görevleri, bakanlık merkez
teşkilatındaki benzer birimlerin görevleri esas alınarak düzenlenir.
ÜÇÜNCÜ KISIM
Kamu Yönetiminde Denetim
Denetim
Madde
38-
Denetim; kamu kurum ve kuruluşlarının faaliyet ve işlemlerinde hataların
önlenmesine yardımcı olmak, çalışanların ve kuruluşların gelişmesine, yönetim
ve kontrol sistemlerinin geçerli, güvenilir ve tutarlı hale gelmesine rehberlik
etmek amacıyla; hizmetlerin süreç ve sonuçlarını mevzuata, önceden belirlenmiş
amaç ve hedeflere, performans ölçütlerine ve kalite standartlarına göre;
tarafsız olarak analiz etmek, karşılaştırmak ve ölçmek; kanıtlara dayalı olarak
değerlendirmek, elde edilen sonuçları rapor haline getirerek ilgililere
duyurmaktır.
Denetimin kapsamı ve türleri
Madde 39-
Kamu kurum ve kuruluşlarında iç ve dış denetim yapılır. İç denetim,
hataların önlenmesi, risk ve zayıflıkların belirlenmesi, iyi uygulama
örneklerinin yaygınlaştırılması, yönetim sistemlerinin ve süreçlerinin
geliştirilmesi amacıyla yapılan denetimdir.
Dış denetim, kamu
kurum ve kuruluşlarının hesap verme sorumluluğu çerçevesinde bütün faaliyet,
karar ve işlemlerinin, kurumsal amaç, hedef ve planlara ve kanunlara uygunluk
yönünden incelenmesi ve sonuçlarının değerlendirilmesidir.
Kamu kurum ve kuruluşlarının iç ve dış denetimi;
hukuka uygunluk, mali denetim ve performans denetimini kapsar:
a) Hukuka uygunluk denetimi; eylem ve işlemlerin
ilgili kanun, tüzük, yönetmelik ve diğer mevzuata uygunluğunun,
b) Mali denetim; gelir,
gider ve mallara ilişkin hesap ve işlemlerin doğruluğunun, mali tabloların
tasdikinin ve mali sistemlerin,
c) Performans denetimi;
yönetimin bütün kademelerinde gerçekleştirilen faaliyet ve programların
planlanması, uygulanması ve kontrolü aşamalarında ekonomikliğin, verimliliğin
ve etkililiğin,
denetlenmesini ifade
eder.
Denetlemeye yetkili kurumlar
Madde 40-
İç denetim, kamu kurum
ve kuruluşlarının kendi yöneticileri veya kurumun üst yöneticisinin
görevlendireceği iç denetim elemanları tarafından yapılır.
Merkezi idareye dahil
kurum ve kuruluşlarla il özel idareleri, belediyeler ve bunlara bağlı
kuruluşlar ve mahalli idare birliklerinin dış denetimi kanunla belirlenecek
usul ve esaslar çerçevesinde Sayıştay tarafından yapılır veya yaptırılır,
sorumluların hesap ve işlemleri kesin hükme bağlanır. Bu amaçla Sayıştayın
teşkilat yapısı içinde özel ihtisas daireleri oluşturabileceği gibi, bölge
düzeyinde birimler kurulabilir.
Köyler ile köylerin
kendi aralarında kurdukları birlikler, mülki idare amirleri eliyle denetlenir.
Bilgi edinme hakkı ve saydamlık
Madde 41-
Gerçek ve tüzel kişiler,
kanunla belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde bilgi edinme hakkına sahiptir.
Kamu kurum ve kuruluşları, gerçek ve tüzel kişilerin talep etmeleri halinde,
istenen bilgi ve belgeleri kanunda belirtilen istisnalar dışında vermekle
yükümlüdür.
Kamu kurum ve
kuruluşları, görev ve hizmet alanlarına giren konulardaki temel nitelikli karar
ve işlemlerini, mal ve hizmet alımlarını, satımlarını, projelerini ve yıllık
faaliyet raporlarını bilgi iletişim teknolojilerini de kullanmak suretiyle
kamuoyunun bilgisine sunarlar.
Kesinleşen faaliyet ve
denetim raporları uygun vasıtalarla kamuoyunun incelemesine açık hale
getirilir. Mahalli idarelerde bu raporlar meclislerinin ilk toplantısında
üyelerin bilgisine de sunulur.
Mahalli idareler halk denetçisi
Madde 42- Her ilde, mahalli idareler ve bunlara bağlı
kuruluşlar ile bu idareler tarafından kurulan birlik ve işletmelerin, kurum
dışı gerçek ve tüzel kişilerle ilgili işlem ve eylemlerinden kaynaklanan
anlaşmazlıkların çözümüne yardımcı olmak üzere bir halk denetçisi seçilir.
Halk denetçisi, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinin
(A) fıkrasının 1, 4, 5, 6 ve 7 nci bentlerinde belirtilen şartları taşıyan;
hukuk, iktisat, işletme, maliye, kamu yönetimi, çalışma ekonomisi alanlarında
en az dört yıllık yükseköğretim kurumlarından mezun veya bu alanlarda
lisansüstü derecesi olan ve en az on yıl mesleki tecrübe sahibi, toplumda
saygınlığı bulunan kişiler arasından beş yıl süre ile görev yapmak üzere il
genel meclisinin üçte iki çoğunluğunun kararı ile seçilir. İlk iki turda üçte
iki çoğunluk sağlanamazsa, üçüncü turda salt çoğunlukla seçim sonuçlandırılır.
Halk denetçiliğine kişiler kendileri aday olabileceği gibi, il genel meclisi
üyelerinin beşte biri tarafından da aday gösterilebilir.
Halk denetçisi, asliye hukuk mahkemesinde görevinin devamı süresince
işlerini tam bir dikkat, dürüstlük ve tarafsızlık ile yürüteceğine, kanun
hükümlerine aykırı hareket etmeyeceğine dair yemin ederek görevine başlar.
Yemin için yapılan başvuru mahkemece acele işlerden sayılır.
Halk denetçisi, görevini engelleyen fiziki ve psikolojik bir
rahatsızlığı, görevi gereği edindiği kişisel bilgi ve sırları açıklaması, halk
denetçisi olma şartlarını taşımadığının anlaşılması veya sonradan kaybetmesi
sebepleriyle il genel meclisinin salt çoğunluğunun kararı ve valinin mütalaası
üzerine Danıştay kararı ile görevinden alınabilir. Bu şekilde boşalan halk
denetçiliğine, kalan süreyi tamamlamak üzere yenisi seçilir.
Halk denetçisi, görevinin devamı süresince, herhangi bir kamu kuruluşunda
veya özel kuruluşta ücretli bir işte çalışamaz. Kamu görevlileri arasından
seçilen halk denetçisi, bu süre için kurumundan izinli sayılır. Bu şekilde
seçilen halk denetçilerinin kadroları ve tabi olduğu sosyal güvenlik kurumu ile
ilişkileri devam eder, ancak bunların ve diğer halk denetçilerinin daha önce
tabi oldukları sosyal güvenlik kurumlarına ödenmesi gereken primleri kendileri
tarafından yatırılır.
Halk denetçisinin bürosu ve iş yükü ile orantılı sayıda personel il özel
idaresi tarafından sağlanır. Halk denetçisine, il nüfusu 500.000’e kadar olan
illerde 50.000; 500.001-1.000.000 olan illerde 60.000; 1.000.001-2.000.000 olan
illerde 70.000 ve 2.000.001’den fazla olan illerde 80.000 gösterge rakamının
Devlet memurları için belirlenen aylık katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak
miktarda aylık brüt ödenek verilir. Halk denetçisi gördüğü hizmet nedeniyle
talep sahiplerinden hiçbir şekilde ücret veya başka bir karşılık alamaz.
Halk denetçisi, birinci fıkrada sayılan kuruluşların gerçek ve tüzel
kişileri ilgilendiren işlem ve eylemlerine karşı menfaati ihlal edilenler
tarafından yapılacak başvuru üzerine, gerekli bilgi ve belgeleri inceleyerek,
gerektiğinde tarafları dinleyerek, kırkbeş gün içinde kararını verir. Kararı,
ilgili idareye ve talep sahibine bildirir. İlgili idare halk denetçisinin
verdiği karara karşı tutumunu en geç on gün içinde açıklar.
İdare, halk denetçisinin
tavsiyesini uygun bulmazsa görüşünü gerekçelendirmek zorundadır. Halk
denetçisinin raporları kamuoyuna açıktır.
İlgili kurum ve kuruluşlar, halk denetçisi tarafından istenen bilgi ve
belgeler ile soruların cevaplarını en geç bir hafta içinde vermek zorundadır.
Konusu açık olmayan, somut iddia içermeyen, halk denetçisinin yetki
alanına girmeyen veya dava konusu yapıldığı anlaşılan başvurular işleme
konulmaz. Halk denetçisi incelemesi sırasında, teknik hususlarda bedeli il özel
idare bütçesinden karşılanmak suretiyle her türlü uzmandan yararlanabilir.
Menfaati ihlal edilen gerçek veya tüzel kişiler, işlem ve eylemden
haberdar olduktan sonra veya yaptıkları başvuruya süresi içinde cevap
verilmemesi üzerine otuz gün içerisinde halk denetçisine başvurabilirler. Halk
denetçisine başvuru süresi, eylem ve işlemin tekemmül tarihinden itibaren altı
ayı geçemez.
Dava açma süresi içinde halk denetçisine yapılan başvuru, dava açma
süresini durdurur. Halk denetçisinin tavsiye kararının verilen süre içinde
yerine getirilmemesi veya başvuru sahibini tatmin etmemesi halinde, kararda
belirtilen sürenin bitiş tarihinden itibaren, talep sahibinin dava açma süresi
yeniden işlemeye başlar. Dava konusu edilmiş veya üçüncü kişilere dönük karar
ve işlemler sebebiyle halk denetçisine başvurulamaz. Halk denetçisine başvuru,
idari yargıya müracaat hakkının önşartı değildir.
Halk denetçisi, incelemesi nedeniyle elde ettiği kişilere ait bilgilerin
gizliliğinin korunmasından sorumludur. Halk denetçisi tarafından alınan tavsiye
kararları arşivlenir. Halk denetçisi, her yıl Ocak ayında, bir önceki yılda
verdiği tavsiye kararları ile ilgili genel değerlendirme raporunu il genel
meclisinin bilgisine sunar.
DÖRDÜNCÜ KISIM
Çeşitli ve Geçici Hükümler
BİRİNCİ BÖLÜM
Çeşitli Hükümler
Yöneticilerin sorumlulukları
Madde 43- Bu Kanun kapsamındaki kurum ve kuruluşların her
kademedeki yöneticileri, görevlerini mevzuata, stratejik plan ve programlara,
performans ölçütlerine ve hizmet kalite standartlarına uygun olarak yürütmekten
üst kademelere karşı sorumludur.
İdari düzenleme yetkisi
Madde 44- Bakanlıklar ile kamu tüzel kişileri, önceden
kanunla düzenlenmeyen konularda ve kanun hükümlerine aykırı şekilde idari
düzenleme yapamazlar.
Yetki devri
Madde 45- Bakanlıklar ile bağlı ve ilgili kuruluşların
üst düzey yöneticileri, valiler, kaymakamlar ve belediye başkanları,
sınırlarını açıkça belirtmek ve yazılı olmak şartıyla yetkilerinden bir kısmını
astlarına devredebilir. Yetki devri, uygun araçlarla ilgililere duyurulur.
İnsan kaynakları yönetimi
Madde 46-
Kamu hizmetleri
memurlar, tam zamanlı veya kısmi zamanlı çalışan diğer kamu görevlileri ve
işçiler eliyle yürütülür.
Memurlar ve diğer kamu
görevlilerinin işe alınmaları ve görevde yükselmeleri ehliyete dayalı seçme
sınavı ve liyakat esasına göre yapılır.
Diğer kamu görevlileri
ile işçilerden tam zamanlı veya kısmi zamanlı olarak ve kadro şartına bağlı
olmaksızın sözleşmeli statüde istihdam edileceklerin sözleşmelerinde, ilgili
personelin görevleri, hak ve yükümlülükleri ile performans ölçütleri yer alır.
Memurlar ve diğer kamu
görevlileri, performans ölçütlerine göre değerlendirilir ve ödüllendirilir.
Hükümetin görevi sona
erdiğinde, Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarı hariç müsteşarlar ile başkanlık ve
genel müdürlük şeklinde kurulan bağlı ve ilgili kuruluşlarda kendi genel
kurullarının seçimiyle gelenler dışındaki başkan veya genel müdürlerin görevi
kendiliğinden sona ermiş sayılır. Ancak bu görevlere yeni bir atama ya da
görevlendirme yapılıncaya kadar bu kişiler görevlerine devam ederler. Bu
şekilde görevi sona erenlerden başka bir göreve atanmayanlar, özlük hakları
saklı kalmak üzere, kadro şartı aranmaksızın bakanlık müşaviri olarak
atanırlar.
Merkezi idarede 2451
sayılı Bakanlıklar ve Bağlı Kuruluşlarda Atama Usulüne İlişkin Kanun hükümleri
dışında kalan memurların atamaları bakan tarafından yapılır. Bakan bu yetkisini
alt kademelere devredebilir. Bağlı ve ilgili kuruluşların kuruluş
kanunlarındaki atamaya ilişkin özel hükümler saklıdır.
Merkezi idarenin kadro
ihdas, iptal ve değişikliği ile kadrolara ilişkin diğer hususlar genel
hükümlere tabidir.
Başka kurumlarda personel görevlendirme
Madde 47- Bakanlıklarda bakanın, il özel idarelerinde
valinin, belediyelerde ise belediye başkanının talebi ve ilgilinin ve kurumunun
muvafakatı üzerine, merkezi idare personelinden memur statüsünde olanlar
mahalli idarelerin yönetici kadrolarında veya bakanlıklarda geçici olarak
görevlendirilebilir. Bu personel, kurumundan izinli sayılır ve asıl kadrosuyla
ilgisi devam eder. Bunların terfileri başkaca bir işleme gerek kalmaksızın
kurumlarınca yapılır. Bu hükme göre görevlendirilenler, görev sürelerince,
görevlendirmeye ilişkin belgede belirtilmek kaydıyla mali ve sosyal haklarını
görevlendirildikleri kurumdan alabileceği gibi, kadrolarının bulunduğu kurumdan
da alabilirler.
Saklı tutulan hükümler
Madde 48- Bu Kanunun, 24 üncü
maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi hariç olmak üzere İkinci Kısmındaki
hükümler, 46 ncı maddesinin beşinci fıkrası dışındaki hükümler ile 47 nci maddesi
hükümleri Milli Savunma Bakanlığı hakkında uygulanmaz.
Kaldırılan hükümler ve kuruluşlar
Madde 49- 27/9/1984 tarihli ve 3046 sayılı Kanun,
24/10/1960 tarihli ve 108 sayılı Savunma Sekreterlikleri Kurulmasına Dair Kanun
ile 24/6/1983 tarihli ve 72 sayılı Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun
Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname yürürlükten
kaldırılmıştır.
9/5/1985 tarihli ve 3202
sayılı Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunla
kurulan Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü kaldırılmıştır.
Dışişleri Bakanlığı ile
Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı hariç bakanlıkların ve diğer kamu
kurum ve kuruluşlarının yurtdışı teşkilatı kaldırılmış ve yurtdışı kadroları
iptal edilmiştir.
Bakanlıklar ile bağlı ve
ilgili kuruluşlar ve bu Kanun kapsamına giren diğer kamu kurum ve
kuruluşlarının kuruluş ve görevlerine ilişkin kanunların ve kanun hükmünde
kararnamelerin bu Kanun hükümlerine aykırı hükümleri uygulanmaz.
İKİNCİ BÖLÜM
Geçici ve Son Hükümler
Geçici Madde 1- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte;
a) Sağlık Bakanlığı
taşra teşkilatının görev ve yetkileri, eğitim hastaneleri hariç, sağlık evi,
sağlık ocağı, sağlık merkezi, dispanser ile hastaneler araç, gereç, taşınır ve
taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile
birlikte olmak üzere personeli il özel idarelerine,
b) Kültür ve Turizm
Bakanlığı taşra teşkilatının görev ve yetkileri, ulusal nitelik taşımayan
kütüphane ve müzeler ile halk kütüphaneleri, kültür merkezleri bina, araç,
gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve
kadroları ile birlikte olmak üzere personeli belediye sınırları içinde
belediyelere, belediye sınırları dışında il özel idarelerine, ören yerleri ise
il özel idarelerine,
c) Çevre ve Orman
Bakanlığı taşra teşkilatının görev ve yetkileri ile fidanlıklar, piknik
yerleri, dinlenme ve benzeri tesisler, bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz
malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak
üzere personeli belediye sınırları içinde belediyelere; belediye sınırları
dışında bulunan bu gibi tesis ve yerler ile milli parklar il özel idarelerine,
d) Tarım ve Köyişleri
Bakanlığı taşra teşkilatının görev ve yetkileri, ulusal veya bölgesel düzeyde
faaliyet gösteren araştırma enstitüleri ve laboratuvarlar hariç enstitü ve
laboratuvarları ile üretme istasyonları bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz
malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak
üzere personeli il özel idarelerine,
e) Sosyal Hizmetler ve
Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü taşra teşkilatının görev ve yetkileri ile
huzurevi, çocuk yuvası, kreş gibi tesisler, bina, araç, gereç, taşınır ve
taşınmaz malları, alacak ve boçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte
olmak üzere personeli belediye sınırları içinde belediyelere, belediye
sınırları dışında il özel idarelerine,
f) Gençlik ve Spor Genel
Müdürlüğü taşra teşkilatının görev ve yetkileri ile spor sahaları, spor
salonları, stadyumlar ve diğer spor tesisleri bina, araç, gereç, taşınır ve
taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile
birlikte olmak üzere personeli belediye sınırları içinde belediyelere, belediye
sınırları dışında il özel idarelerine,
g) Sanayi ve Ticaret
Bakanlığı ile Bayındırlık ve İskan Bakanlığı taşra teşkilatının görev ve
yetkileri ile bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve
borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli il
özel idarelerine,
devredilmiştir.
Birinci fıkranın (b),
(c), (d) ve (f) bentlerinde belediyelere devredilen bina, araç, gereç,
personel, taşınır ve taşınmaz mallar ile alacak ve borçların, büyükşehir
belediyesi bulunan yerlerde paylaşımı özel kanununda belirtilen hükümlere
tabidir.
Birinci fıkranın (a)
bendinde il özel idarelerine devredilen sağlık evi, sağlık ocağı, sağlık
merkezi ve dispanser gibi koruyucu sağlık hizmeti veren tesisler il özel
idarelerince Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen esas ve usullere göre bina,
araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri
ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli belediyelere devredilebilir.
Birinci fıkranın (d)
bendinde il özel idarelerine devri öngörülen enstitü ve laboratuvarlar Tarım ve
Köyişleri Bakanlığı tarafından belirlenen esas ve usullere göre bina, araç,
gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacak ve borçları, bütçe ödenekleri ve
kadroları ile birlikte olmak üzere personeli görev alanına göre üniversitelere,
kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına veya belediyelere
devredilebilir. Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına devir halinde
personelin devri isteklerine bağlıdır.
Milli Eğitim Bakanlığı
dışındaki bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı sağlık, tarım,
adalet, tapu kadastro ve Anadolu meteoroloji meslek liseleri bina, araç, gereç,
taşınır ve taşınmaz malları ile bunlara ait bütçe ödenekleri Milli Eğitim
Bakanlığına devredilmiştir. Bu fıkrada öngörülen devir işlemleri ile bu
okulların personelinden devredilecek olanlara ait işlemler Milli Eğitim
Bakanlığı ile ilgili bakanlık veya kuruluşlar arasında yapılacak protokollere
göre 2003-2004 öğretim yılı sonunda tamamlanır.
Devir ve tasfiye, Maliye
Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığı ile ilgisine göre bu maddede belirtilen
bakanlıklar tarafından birlikte hazırlanarak Bakanlar Kurulu tarafından
yürürlüğe konulacak esas ve usullere göre birinci fıkranın (a) bendi dışında en
geç bir yıl içinde gerçekleştirilir. Ancak, atanacak personel ile devredilecek
taşınır ve taşınmaz mallar, ilgili mahalli idarelerin ihtiyacı dikkate alınarak
belirlenir. Birinci fıkranın (a) bendinde belirtilen kadroların dışındaki
unsurların devri bir yıl içinde, kadroların ve taşra teşkilatının bunlara
ilişkin görev ve yetkilerinin devri ise Maliye Bakanlığı, Devlet Personel
Başkanlığı ve Sağlık Bakanlığı tarafından birlikte hazırlanarak Bakanlar
Kurulunca yürürlüğe konulacak esaslara göre kademeli olarak beş yıl içinde
yapılır. Bu süre içerisinde devredilmeyen kadrolara ait atamalar Sağlık
Bakanlığı tarafından yapılmaya devam edilir.
Geçici Madde 2- Kaldırılan Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün
görev ve yetkileri; araç, gereç, her türlü taşınır ve taşınmaz malları, bunlara
ait ödeneklerle birlikte İstanbul dışında il özel idarelerine; İstanbul ilinde
ise bu hizmetleri il hudutları dahilinde yapmak üzere İstanbul Büyükşehir
Belediyesine devredilmiştir. Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü merkez teşkilatı
personeli Tarım ve Köyişleri Bakanlığına, İstanbul dışındaki taşra teşkilatı
personeli bulundukları illerdeki il özel idarelerine, İstanbul’da ise İstanbul
Büyükşehir Belediyesi Başkanlığına kadro ve pozisyonları ile birlikte
devredilmiş ve bunlar da başkaca bir işleme gerek kalmaksızın bu kadro ve
pozisyonlara atanmış sayılır.
3202 sayılı Köy
Hizmetleri Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda geçen “Köy
Hizmetleri Genel Müdürlüğü” ibareleri İstanbul ilinde “İstanbul Büyükşehir
Belediyesi”, İstanbul dışında ise “il özel idaresi” olarak uygulanır.
Birinci fıkrada
belirtilen tasfiye ve devir işlemleri Bakanlar Kurulu tarafından belirlenecek
esas ve usullere göre altı ay içinde gerçekleştirilir.
Geçici Madde 3- Yüksek Denetleme Kurulunun personeli, araç,
gereç, her türlü taşınır ve taşımaz malları ve bütçesi Sayıştaya
devredilmiştir.
Yüksek Denetleme
Kurulunda çalışanlardan; başkan ve üyeler başka bir işleme gerek kalmaksızın ve
kadro şartı aranmaksızın, birinci sınıfa ayrılmış, birinci sınıfa ayrıldıktan
sonra altı yılını tamamlamış ve birinci sınıfa ayrılma niteliklerini
kaybetmemiş Sayıştay uzman denetçisi; başdenetçi, denetçi ve denetçi
yardımcıları da kazanılmış hak aylık derecelerine uygun Sayıştay uzman
denetçisi, Sayıştay başdenetçisi, Sayıştay denetçisi ve Sayıştay denetçi
yardımcısı kadrolarına atanmış sayılır. Sayıştay uzman denetçiliğine atanmış sayılan
başdenetçi ve denetçilerin birinci sınıfa ayrılmalarına ve uygulamaya ilişkin
hususlar 832 sayılı Sayıştay Kanunu çerçevesinde Sayıştay Genel Kurulunca
belirlenir. Diğer personel ise Sayıştay Başkanınca kadro şartı aranmaksızın
durumlarına uygun kadrolara atanır. Devirle ilgili bütün işlemler Sayıştay
Başkanınca yerine getirilir.
Yapılan atamalar sonucu,
kaldırılan Yüksek Denetleme Kurulunun her statüdeki mensuplarına, devir
tarihindeki kadro ve pozisyonlarına ait aylık, ücret, ek ödeme, ikramiye ve benzeri
adlar altında yapılmakta olan ödemelerin net tutarının, Sayıştay mevzuatına
göre hak edecekleri aylık ücret, ek ödeme, ikramiye ve benzeri adlar altında
yapılmakta olan ödemelerin net tutarından fazla olması halinde aradaki fark
giderilinceye kadar herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın tazminat
olarak ödenir.
Mülga 72
sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin kapsamına giren kuruluşların denetimleri ile
halen Yüksek Denetleme Kurulu tarafından yürütülen denetimler, Sayıştay
Kanununda yapılacak düzenlemeye kadar bu Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine
göre Sayıştay tarafından sonuçlandırılır.
8/6/1984 tarihli ve 233
sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, 2/4/1987
tarihli ve 3346 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri İle Fonların Türkiye Büyük
Millet Meclisince Denetlenmesinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ve diğer
kanunlarda Yüksek Denetleme Kuruluna yapılan atıflar Sayıştaya yapılmış
sayılır.
Geçici Madde 4- 23 üncü maddede öngörülen Bakanlar Kurulu
kararı üç ay içinde çıkarılır. 23 üncü maddede sözü edilen bakanlıklar ile
diğer kamu kurum ve kuruluşlarının yurtdışı teşkilatı bu kararnameye göre
yapılacak görevlendirmelerin tamamlanmasına kadar görevlerine devam ederler.
Geçici Madde 5- Bu Kanun kapsamına giren
kamu kurum ve kuruluşlarının kuruluş ve görevlerine ilişkin kanun, kanun
hükmünde kararname ve diğer mevzuatlarında bu Kanunda belirtilen ilkeler
doğrultusunda gerekli değişiklikler bir yıl içinde yapılır.
Geçici Madde 6-
5 inci maddenin (l) bendine aykırı mal ve hizmet
üretimi yapan birimler iki yıl içinde tasfiye edilir.
Geçici Madde 7- Bu Kanun uyarınca
bakanlıklar ile bağlı ve ilgili kuruluşların kuruluş kanunlarında yapılacak
düzenlemeler nedeniyle kadro unvanı ve derecesi değişen veya kaldırılanların
eski kadrolarına ait aylık, ek gösterge ve her türlü zam ve tazminat hakları,
yeni görevlerinde kaldıkları sürece, şahıslarına bağlı olarak saklı tutulur.
Geçici Madde 8- Bakanlıklar ile
bağlı ve ilgili kuruluşların teşkilatı, bu Kanun esaslarına göre yeniden düzenleninceye
ve bu düzenleme uyarınca genel hükümlere göre yeni kadrolar tespit ve ihdas
edilinceye kadar bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte mevcut olan kadroların
kullanımına devam olunur.
Geçici Madde 9- Bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren altı ay içinde Başbakanlık ve bakanlıklar ile bağlı
ve ilgili kuruluşlarda mevcut kadrolarda artış yapılmamak kaydıyla 190 sayılı
Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararname esaslarına göre sınıf,
unvan ve derece değişikliği yapılabilir.
Yürürlük
Madde 50- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
Madde 51- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
(I) SAYILI CETVEL
BAKANLIKLAR
1.
Adalet Bakanlığı,
2.
Milli Savunma Bakanlığı,
3.
İçişleri Bakanlığı,
4.
Dışişleri Bakanlığı,
5.
Maliye Bakanlığı,
6.
Milli Eğitim Bakanlığı,
7.
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı,
8.
Sağlık Bakanlığı,
9.
Ulaştırma Bakanlığı,
10.
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı,
11.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı,
12.
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı,
13.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı,
14.
Kültür ve Turizm Bakanlığı,
15.
Çevre ve Orman Bakanlığı.
(II) SAYILI CETVEL
TAŞRA TEŞKİLATI OLMAYAN BAKANLIKLAR
1.
Dışişleri Bakanlığı,
2.
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı,
3.
Sağlık Bakanlığı,
4.
Ulaştırma Bakanlığı,
5.
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı,
6.
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı,
7.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı,
8.
Kültür ve Turizm Bakanlığı,
9.
Çevre ve Orman Bakanlığı.
GENEL GEREKÇE
Küreselleşme
ve sanayi toplumu şartlarından bilgi toplumuna geçiş şeklinde özetlenebilecek
olan dünyadaki gelişmeler ile halkımızın artan ve çeşitlenen talepleri, etkililiğin
artırılması ve katılımcılık ekseninde kamu yönetiminde kapsamlı bir
yeniden yapılanma ihtiyacını gündeme getirmiştir.
Esasen
ülkemizde kamu yönetiminde yeniden yapılanma çabaları uzun bir geçmişe
sahiptir. 1930’lu yıllarda başlayan bu yöndeki çalışmalar, 1950’li yıllarda
devam etmiş, 1960 sonrası “Merkezi Hükümet Teşkilatı Araştırma Projesi”
(MEHTAP) başta olmak üzere çeşitli çabalar ile sürdürülmüş, 1988 yılında VI.
Plan hazırlıkları kapsamında, ilk kez AB’ye uyumu ve vatandaş odaklı olmayı
gündeme getiren Kamu Yönetimi Araştırması (KAYA) projesi ile belli bir
olgunluğa ulaşmıştır. Çeşitli plan ve programlarda olduğu gibi 2001-2005
dönemini kapsayan VIII. Plan kapsamında da yönetimde yeniden yapılanma ihtiyacı
dile getirilmiş ve bu amaçla özel ihtisas komisyonlarınca çalışmalar
yapılmıştır.
Ancak, tüm
bu çabalar çeşitli nedenlerle başarısız kalmış ve kamu yönetiminde arzu edilen
kaliteye ulaşılamamıştır. Yapılan çeşitli araştırmalara, yayınlanan raporlara
ve alınan kararlara karşılık, ülkemizin 1980 sonrası ekonomi alanında
gerçekleştirdiği serbestleşmeyi ve değişimi kamu yönetimi alanında tam olarak
başardığı söylenemez. Bugün yaşadığımız sorunların temelinde bu kısmi değişimin
doğurduğu uyum sorunları önemli bir yer tutmaktadır. 1990’lı yıllarda daha
belirgin hale gelen kamuda yeniden yapılanma ihtiyacı ihmal edilmiş ve ülkemiz
bu alanda diğer ülkelerin gerçekleştirdikleri değişimin oldukça gerisine
düşmüştür. Dünya genelinde yaşanan hızlı değişim ve özellikle ülkemizin son
yıllarda yaşanan krizlerle sürdürülemez olduğu belirginleşen mevcut yönetim
anlayışı ve yapısı dikkate alındığında, kamuda yeniden yapılanmanın vaktinin
çoktan gelip geçtiği, bu alanda ihtiyacın da ötesinde bir gerekliliğin oluştuğu
gözlenmektedir.
Bu genel
çerçeve içinde hazırlanan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı yeni ve kapsamlı
bir perspektif içinde kamu yönetiminde yeniden yapılanma sürecini başlatmak ve
bu sürece rehberlik etmek üzere hazırlanmıştır. Kamu yönetimi zihniyetinde,
yaklaşımında ve yöntemleri ile organizasyon yapısında köklü değişiklikler
öngören Tasarı; kapsamlı bir çerçeve ve uzun vadeli bir perspektif içinde,
merkezi idare ve mahalli idarelerde “iyi yönetişim” ilkelerini hayata geçirmeyi
hedeflemektedir.
Dünyada
yaşanan hızlı ve çok yönlü değişim özellikle yönetim anlayışında ve klasik
bürokratik yapılarda köklü bir yeniden yapılanmayı gündeme getirmiştir. Dünyada
yönetim anlayışını ve yapılarını köklü bir şekilde etkileyen veya uyaran
değişim faktörleri dört ana başlık altında özetlenebilir:
·
Ekonomi teorisinde değişim,
·
Yönetim teorisinde değişim,
·
Özel sektörün rekabetçi yapısı ve
kaydettiği ilerlemeler,
·
Toplumsal eleştiri ve değişim talebi
ile sivil toplumun gelişimi.
Bütün bu
teorik ve reel değişimler doğrultusunda kamu yönetiminin toplumsal rolü ve
işlevleri ile bunları yerine getirirken uygulayacağı yöntemler ve oluşturacağı
kurumsal yapılar tartışma konusu haline gelmiştir. Genel olarak ifade edilecek
olursa, toplumun taleplerine karşı daha duyarlı, katılımcılığa önem veren,
hedef ve önceliklerini netleştirmiş, hesap veren, şeffaf, daha küçük ancak daha
etkin bir kamu talebi dile getirilmiştir. Kamu kurum ve kuruluşlarının
üretimden çekilmesi, düzenleyici işlevinin güçlendirilmesi, özel sektör ve
toplum ile paydaşlık ilişkisi geliştirmesi öngörülmüştür.
Yaşanan bu
değişimler kısaca küreselleşme ve bilgi toplumuna geçiş çerçevesinde
açıklanabilir. İç ve dış arasındaki ayrımın göreli olarak kolay çizilebildiği
bir dünyanın yerini, sınırların gittikçe belirsizleştiği ve etkileşimin
yoğunlaştığı bir ortamda dışarısı ile içerisinin kaynaşması almıştır. Üretim
faktörleri içinde bilginin ve teknolojik gelişmenin katkısı belirleyici hale
gelmiştir. Sonuç olarak; iç pazar ağırlıklı ve sanayi toplumuna özgü kurumlarda
köklü bir değişim ihtiyacı ortaya çıkmıştır.
Kamunun
rolünün yeniden tanımlanması ihtiyacını doğuran bu değişimler, özellikle
özelleştirme, sivilleşme ve yerelleşme şeklinde gelişen eğilimleri
desteklemektedir. Kamu kuruluşları özel sektörün daha verimli üretim yaptığı
alanları terk etmekte, eskiden “doğal tekel” olarak düşünülerek devletin
kontrolüne bırakılan alanlar dahi düzenleyici yapılar kurulmak suretiyle özel
kesime açılmakta, bazı kamu hizmetleri sivil toplum kuruluşlarına
devredilmekte, merkezi yapılar yerine yerinden yönetim anlayışı hakim hale
gelmektedir. ABD, İngiltere, Kanada, İrlanda, Yeni Zelanda gibi birçok gelişmiş
ülke küreselleşme ve bilgi toplumu şartları tarafından ana çerçevesi çizilen bu
yeniden yapılanma sürecinde öncü bir rol oynamıştır. Eski Doğu Bloku ülkeleri
ile gelişmekte olan ülkelerden bir çoğu da bu sürece katılmış ve yönetim
yapılarında köklü reformlar yapma yönünde adımlar atmışlardır.
Kamu
Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı dünyada yaşanan bu gelişmeler ve çeşitli
ülkelerde yaşanan tecrübeler ışığında ülkemizi 21. yüzyılda çağdaş bir yönetim
zihniyetine ve yapısına kavuşturmak amacıyla hazırlanmıştır. İyi yönetişim
olarak da tarif edilebilecek bu çağdaş yönetim zihniyeti ve yapısı;
·
Katılımcı ve paylaşımcı bir anlayışa
sahiptir.
·
Pro-aktif ve gelecek yönelimli bir
bakışı esas alır.
·
Girdi odaklı olmaktan sonuç ve hedef
odaklı olmaya yönelir.
·
Kendine odaklı olmaktan vatandaş
odaklı olmaya geçişi hedefler.
Bu yeni
anlayış içinde, 21. yüzyılda kamu yönetimi;
·
Şeffaf olmak,
·
Katılımcı olmak,
·
Düşük maliyetle çalışmak,
·
Etkili olmak,
·
İnsan haklarına saygılı olmak,
·
Belirsizliği ve ayrımcılığı
azaltacak şekilde hukuka dayanmak ve
·
Öngörülebilir olmak zorundadır.
Rekabete
açık bir dünyada, halkın rızasına dayalı olmayan bir yönetim; insanlarını
mutsuz kılmakta, nitelikli insan gücünü başka ülkelere kaçırabilmekte; buna
karşılık, artan yabancı sermaye yatırımlarından faydalanamamakta ve sonuçta
uluslararası rekabette ülkenin nispi konumunu kötüleştirmektedir. Yukarıda ana
hatları ortaya konan yeni yönetim zihniyetine sahip ülkeler ise insanlar,
sermaye, bilgi ve teknoloji için bir çekim merkezi oluşturmakta, hızlı bir
şekilde gelişerek halkın refahını artırabilmektedir.
Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının temel
aldığı bu yeni yönetim anlayışı ve uygulaması;
·
Piyasaya saygılıdır ve mümkün olduğu
ölçüde piyasa araçlarını kullanır,
·
Hukukun güvencesi altında sivil
toplum kuruluşlarına geniş bir alan tanır,
·
Yerel ve yerinden yönetim yapılarını
öne çıkarır,
·
Stratejik yönetim anlayışı içinde
öncelikli alanlara yoğunlaşır, performansa ve kaliteye dayanır,
·
Bilgi teknolojilerini yönetimin
bütün süreçlerine yayar ve kullanır,
·
Mevzuatta kısalıktan ve sadelikten
yanadır,
·
Yatay organizasyon yapısı ve yetki
devrini gerektirir,
·
Katılımın gelişmesi için gerekli
güvenli ortamı ve mekanizmaları oluşturur,
·
Hesap verebilirliği artırır,
·
Herkesin bilgi edinme hakkı olduğuna
inanır,
·
Her şeyin başı olan insan
kaynaklarını geliştirmeye ve güçlendirmeye çalışır.
İnsanlığın
ortak tecrübesine dayanan bu olumlu hedefler ve araçlar, ülkemizde yaşayan
milyonlarca insanın özgür ve müreffeh yaşaması kadar, gelecek nesillerin
mutluluğu açısından da son derece önemlidir.
1980’li
yıllarda diğer birçok gelişmekte olan ülkeden önce başlatılan yenilikler,
ülkemizin uzun yıllara dayalı ithal ikameci ve içe dönük gelişme stratejisini
değiştirmiştir. Yeni dönemde serbest piyasa mekanizması ve rekabete dayalı bir
strateji içinde dışa açılma hedefi benimsenmiş, 1990’lı yıllara kadar başarılı
bir şekilde uygulanmıştır. Ne var ki ülkemiz 1990’lı yıllarda hızlanan değişim
sürecini 1980’li yıllarda olduğu kadar zamanında ve doğru algılamakta
zorlanmış, gerekli uyumu gösterememiştir. 1980’li yıllarda uygulanan ve daha
çok engelleri kaldırma üzerine kurulu “birinci dalga” yapısal uyum politikaları,
yeniden yapılanmayı gerektiren ve daha zorlu olan “ikinci dalga” yapısal uyum politikaları
ile tamamlanamamıştır. Diğer bir ifade ile, daha çok “engellerin kaldırılması
ve serbestleşme” üzerine kurulu reformlar yapılmış, ancak devletin rolünü
yeniden tanımlayıcı ve genel olarak “yeniden yapılanma” gerektiren ikinci dalga
reformlarda tam olarak başarıya ulaşılamamıştır.
Sağlanan
serbestleşmeye rağmen doğrudan yabancı sermaye girişlerinde son derece kısıtlı
kalan gelişmeler, ülkemizin küreselleşmenin oluşturduğu fırsatları
değerlendiremediğini, buna karşılık risklerine açık bir yapıda kaldığını
göstermektedir. Doğrudan yabancı sermaye konusunda 2001 yılındaki istisnai
performans hariç, ülkemizin bir milyar dolar sınırını bir türlü aşamadığı
gözlenmektedir. 1991 yılında gelişmekte olan ülkelere yapılan toplam doğrudan
yabancı sermaye yatırımları içinde ülkemizin payı % 1,8 iken, bu pay 1999
yılına gelindiğinde binde 3’lere gerilemiştir. Bu düşük performans ülkemizin
küresel rekabet şartlarına adapte olamadığını ve oldukça yüksek düzeylerde
seyreden sermaye hareketlerinden üretimi ve istihdamı artıracak şekilde
yararlanamadığını göstermektedir.
1991 yılında
150 milyar dolar olan GSYİH 2000’li yıllara gelindiğinde 180 milyar dolarlara
ulaşmış, ancak aynı dönemde nüfus artışının etkisi dikkate alındığında kişi
başına gelir yıllık ortalama % 0,3 oranında gerileyerek 2681 dolardan 2607
dolara düşmüştür. Bu sonuç halkımızı yoksullaştırırken, ülkemizi de dünya
ölçeğinde gelişmişlik sıralamasında geri noktalara götürmüştür. Aynı dönemde
OECD ortalamalarına (Slovenya, Macaristan ve Polonya hariç) bakıldığında, kişi
başına gelirin 11.141 dolardan 22.100 dolara çıktığı görülmektedir. Bu rakamlar
ülkemizin 1991-2002 döneminde neler kaybettiğinin, potansiyelini kullanması
halinde ise nerelerde olabileceğinin özet göstergeleri olarak
değerlendirilebilir.
Kısaca,
ülkemiz 1990’lı yıllarda artan rekabet ortamı içinde yeniden yapılanmasını
gerçekleştirerek potansiyelini kullanamamış, bunun sonucunda geçmişe ve diğer
ülkelere göre konumunu iyileştirmek bir yana, koruyamamıştır. Bu çerçevede,
ülkemizde kamu yönetiminde yeniden yapılanmayı gerekli kılan dört temel açık
oluştuğu gözlemlenmektedir:
·
Stratejik açık,
·
Bütçe açığı,
·
Performans açığı,
·
Güven açığı.
Bu dört açık
aynı zamanda yönetimde değişim çabalarının temelinde yatan sorunlara kapsamlı
bir çerçeve sunmaktadır. Stratejik bir bakış açısından ve uzun vadeli
planlamadan yoksun bir çerçevede aşırı büyüyen ve merkezileşen kamu idaresi,
gelirlerini aşan harcamalara yönelmekte ve kaynakları verimli kullanamayarak
bütçe açığı oluşturmakta; halkın beklentilerini karşılamayarak performans açığı
vermekte; bu verimsiz yönetim süreci çeşitli yozlaşma ve yolsuzluk olayları ile
birleştiğinde ise halkın yönetime olan güvenini eritmektedir.
Bütün bu
açıklar arasında en fazla görünür olanı mali açıktır. Rasyonel kaynak tahsisi
yapamayan ülkemiz sonuçta gelirlerinin çok üzerinde harcama yapan bir mali yapı
ile baş başa kalmıştır. Toplumsal talepleri zamanında, sağlam kaynaklarla ve
verimlilik esasına göre çalışarak karşılayamayan kamu kurumlarının harcamaları
borçlanma ile finanse edilerek, yeniden yapılanma gereği bir süre için de olsa
ertelenebilmiştir. Ancak, artan mali açıkların beslediği güvensizlik içinde
yüksek faiz oranları ile borçlanma limitlerine gelen kamu kesimi zamanında yapamadığı
uyumun maliyetini fazlasıyla ödemeye başlamıştır. Özellikle transfer
harcamalarına bağlı olarak bütçe harcamalarında yaşanan çarpıcı artış bütçe
gelirlerindeki artış ile dengelenememiş ve 1991-2002 döneminde bütçe dengeleri
belirgin bir şekilde bozulmuştur. 1991 yılında, GSMH’ya oranla % 5,3 olarak
gerçekleşen bütçe açığı 2002 yılında % 4,6 olmuş, kamu kesimi borçlanma gereği
ise % 15 seviyelerinin üzerine çıkmıştır.
Yapılan
geniş kapsamlı kamuoyu araştırmalarının da gösterdiği gibi, vatandaşlarımız
mevcut sosyo-ekonomik koşullardan ve yönetim kalitesinden derin bir
memnuniyetsizlik içindedirler. Sadece verimsiz hizmetten değil, hizmet alırken
herkese eşit davranılması konusunda da toplumda yaygın bir şikayet hali
oluşmuştur. Halkın yönetime duyduğu güvenin azalmasında ve memnuniyetsizliğinin
artmasında; ortaya koyduğu tercihlerin kamu politikalarına yansımayışı, verim
kayıpları ve menfaat ilişkilerinin kamu kaynaklarının kullanımında genel
faydanın önüne geçmesi etkili olmuştur. Adalet hizmetleri, sağlık ve vergi gibi
alanlar başta olmak üzere bir çok alanda kamu hizmetleri yetersiz ve kalitesiz
olarak algılanmaktadır. Özellikle merkezi hükümette reform isteyenlerin oranı %
90’ların üzerine çıkmaktadır. Kamu hizmetlerinden duyulan memnuniyetsizliğin
kişisel yaşam koşullarından duyulan genel memnuniyetsizliğin üstüne çıktığı bu
ortamda; başta ekonomi olmak üzere eğitim, sağlık ve adalet hizmetlerinde
gelişme sağlanması talep edilmektedir.
Kapalı bir ekonomik yapı içinde, yönetim
hatalarının üstü örtülebilmektedir. Açık bir ekonomide ise yönetim hatalarının
bedeli çok ağır olmaktadır. Ağırlaşan ekonomik şartlar ve birbiri peşi sıra
ortaya çıkan krizler daha derinlerde bir yönetim krizi yaşadığımızın en açık
göstergesi olmuştur. 1950-1993 dönemine bakıldığında Türkiye’nin sadece 1954
yılında % 3, 1979 yılında % 0,5 ve 1980 yılında % 2,8 küçüldüğü gözlenmektedir.
1994-2001 yılları arasında ise ekonomi üç ayrı dönemde küçülmüş ve küçülme
oranları geçmişe kıyasla çok daha yüksek boyutlarda gerçekleşmiştir. 1994 ve
1999 yıllarında ülke ekonomisi % 6,1, 2001 yılında ise % 9,4 küçülmüştür.
Yıllar boyu sağlanan kazanımların bir anda ortadan kalkması anlamına gelen bu
olumsuz gelişmeler toplumun düşük gelirli kesimlerine yansımaları itibariyle
daha ağır sosyal sorunlara yol açmış ve istihdam olanaklarını büyük ölçüde
daraltmıştır. Dünyada enflasyon ile yaşamak zorunda olan ender ülkeler arasında
kalmayı sürdüren, kesimler ve bölgeler arası gelir dağılımı gittikçe bozulan,
işsizliğin olağanüstü boyutlara ulaştığı, sağlıklı bir şekilde şehirleşemeyen,
dış ticarette sürekli sorun yaşayan, teknoloji üretemeyen bir ülke konumundan
kurtulunamamıştır. Ekonomimiz iç ve dış şoklara karşı kırılganlığını defalarca
göstermiş, ağır borç yükü altında kamu maliyesi halkın taleplerini
karşılamaktan uzaklaşmış, insanımızın geleceğe dair umutları kırılmıştır.
1971 yılında yüzde 17,4 ile başlayan çift
haneli enflasyon oranı bugüne kadar tek haneli enflasyona geri düşmemiştir. 30
yılı aşkın bir süredir enflasyon ile birlikte yaşamak zorunda kalan halkımız ve
iş dünyamız enflasyonu adeta bir kader olarak algılar hale gelmiş, oluşan bu
beklenti kırılamadığı için enflasyon kronik bir problem olarak günümüze kadar
varlığını sürdürmüştür. 1994 yılında % 100’ün üzerine tırmanan bu oran 1999-2001
döneminde % 50’lere gerilemiştir. 2002 yılı itibariyle bakıldığında ise bu
oranın % 30’lar düzeyine indiği ve 2003 yılında % 20’nin altına düşeceği
anlaşılmaktadır.
Yaşanan
ekonomik krizler sosyal dengeleri de bozmuştur. Devlet İstatistik Enstitüsü
tarafından en son 1994 yılında yapılan hesaplamalara göre hanehalkları bazında
en düşük % 20’lik kesim toplam gelirin sadece % 4,9’unu alırken en yüksek gelir
kesimi % 54,9’unu almaktadır. Bu rakamlar en düşük gelir dilimi ile en yüksek
gelir dilimi arasında 11 katı aşan bir fark olduğunu ortaya koymaktadır. 1994
sonrası yaşanan krizlerin ve sosyal boyutu ihmal edilen politikaların sonucunda
bu tablonun daha da kötüleştiği tahmin edilmektedir.
1991-2002
döneminde Türkiye ekonomisi istihdam üretememiş ve buna bağlı olarak işsizlik
oranı artmıştır. Tarım kesiminde 2 milyon civarında istihdam azalması
gerçekleşirken, sanayide sadece 1 milyon, hizmetler sektöründe ise 2,8 milyon
istihdam olanağı ortaya çıkmıştır. Nüfus artışına bağlı olarak istihdam
edilmeye ihtiyaç duyan insanların sayısındaki artış sonucunda işsizlik oranı %
7,8’den % 10,6’ya yükselmiştir. Eksik istihdam da dahil edilirse işsizlik
rakamları çok daha yüksek düzeylere çıkmaktadır.
Kamu
yönetiminin yeterli performansı gösteremeyişinde özellikle 1990’lı yıllarda
yaşanan siyasi istikrarsızlıklar ve koalisyonlar da etkili olmuştur. Etkili bir
koalisyon kültürü üretemeyen bir siyasi yapılanma içinde koalisyon ortakları
arasında kamu yönetiminin rasyonel olmayan bir şekilde paylaşımı ve ortak politika
oluşturma zorlukları kamu yönetimini olumsuz etkilemiştir. Ayrıca, ülkemizde
siyaset ile kamu yönetimi arasındaki ilişki sağlıklı bir temele
oturtulamamıştır. Bir yandan siyaset kurumu bürokrasinin gündelik işleyişine
gereğinden fazla müdahil olurken, diğer yandan bürokrasi esasen siyaset kurumu
tarafından belirlenmesi gereken politika ve stratejiler konusunda siyasetten
yeterli girdi almadan çalışma alışkanlığını sürdürmüştür. Sonuçta politika ile
uygulama farklılaşmış, siyaset kurumu kendisinin ürünü olarak görüp
sahiplenmediği politikaları ihmal etmiş, bürokrasi ise gündelik çalışmalarında
sık siyasi müdahaleler nedeni ile rasyonel olmayan kararlar almaya
zorlanmıştır.
Diğer
yandan, Türkiye’nin AB’ye tam üyelik hedefi doğrultusunda yönetim yapısını katılmayı
hedeflediği topluluk standartlarına kavuşturma çabası, kamu yönetiminde yeniden
yapılanma açısından önemli bir değişim faktörü olarak gündeme gelmektedir.
Coğrafi ve tarihsel ilişkilerimiz ile ekonomik bağlarımızın yanı sıra,
milyonlarca insanımızın fiili olarak yaşadığı bu birliğe katılma hedefi 40 yılı
aşkın bir zamandır ülke olarak benimsediğimiz temel bir tercih olarak ortaya
konmuştur.
Küreselleşme
sürecinin de bir parçası olarak görülebilecek olan bu bölgesel entegrasyon
çabası, piyasa ve demokratik değerler üzerine kurulu bir birliktelik ve yönetim
anlayışını yansıtmaktadır. Demokratikleşme ve gelişmiş bir piyasa düzeni kurma,
ekonomik gelişmenin nimetlerini adil bir şekilde paylaşma hedefleri ile de uyum
içinde olan AB’ye tam üyelik sürecinde, yönetim yapımızın çağdaş standartlara
kavuşturulması bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır.
Kamu
yönetiminde yaşanan sorunların ve krizlerin temelinde yatan en önemli
nedenlerin başında ülkemizin çağın koşullarına ve halkımızın taleplerine yeterince cevap veremeyen
yönetim anlayışı ve yapısı gelmektedir. Bu sorunların temelindeki mevcut
yönetim anlayışının özelliklerini özetlemek gerekirse;
·
Gelecek Yönelimli Değil Geçmiş
Yönelimli,
·
Amaç Yönelimli Değil Sorun Çözme
Yönelimli,
·
Teşhis Yönelimli Değil Çözüm
Yönelimli,
·
Tek Taraflı ve Kapalı bir Yaklaşım,
·
Ödüllendirme Yerine Cezalandırma
Yönelimli.
Bütün bu özellikler aşırı büyüme ve
merkezileşme sorunu ile pekişmektedir.
20. yüzyıl boyunca kamu yönetiminde merkezi idare ile taşra ve mahalli
idareler arasında işbölümüne bakıldığında, ülkemizin önemli oranda
merkezileştiği görülmektedir. 1950’li yıllardan önce mahalli idarelerin toplam
kamu harcamaları içindeki payı oldukça yüksek iken, bu oran 1950 sonrası
giderek düşmüştür. 1980 sonrası belediyelere sağlanan imkanlar ve büyükşehir
belediyeciliği sonucunda artan mahalli idare katkısı bu bozulan dengenin
onarılmasına ve uluslararası standartlara uyumu sağlayamamıştır.
Toplam kamu
harcamaları içinde göreli olarak düşük paya sahip olmanın yanı sıra;
·
Merkezi idare ile mahalli idareler
arasında uygun olmayan görev dağılımı,
·
Yetersiz mali kaynaklar,
·
Örgütlenme ve personel sorunları,
·
Merkezi idarenin mahalli idareler
üzerinde gereksiz vesayet uygulamaları,
·
Şeffaflık ve katılım yetersizliği
ile
·
Merkezi hükümete aşırı bağımlılık,
temel
sorunlar olarak ortaya çıkmaktadır.
Aşırı merkezi bir yapı içinde bir yandan
merkezi birimler kendilerinden beklenen stratejik liderliği ve politika
belirleme özelliğini yitirerek gereksiz ayrıntılara ve kırtasiyeciliğe
boğulurken, diğer yandan sağlıklı bir işbölümünden ve görev tanımından yoksun
yapılar birbirleriyle uyumsuz bir şekilde değişmiş ve büyümüş, aynı alanda
hizmet sunan kurumların sayısı artmış, kurumsal kargaşa ve çatışmalar
yoğunlaşmıştır.
Koordinasyonun zayıfladığı, kaynak israfının arttığı ve hizmet
kalitesinin düştüğü bu ortamda, halkın beklentilerine ve ihtiyaçlarına uygun
kamu hizmeti üretimi nicelik ve nitelik olarak gerilemiştir.
Aşırı büyüme
ve merkezileşme ile paralel olarak giden bir süreç ise mahalli idarelerin
sayısında optimum ölçeği dikkate almayan bir büyüme olmuştur.
Diğer
yandan, aşırı merkezi ve rasyonaliteden uzak kamu bütçesi temel olarak ücret ve
faiz ödemeleri ağırlıklı bir yapı kazanmıştır. Ücret ve faiz ödemelerinin
merkezi hükümet harcamaları içindeki payı OECD ortalaması olarak % 20,7
düzeyinde kalırken, bu oran ülkemiz için % 59,5 gibi son derece yüksek bir
seviyeye çıkmıştır. Bu rakamlar bütçenin esas itibariyle kamu görevlilerine
maaş dağıtılan ve faiz ödemelerinin yapıldığı bir mekanizmaya dönüştürüldüğünü
belgelemektedir. Bütçe büyüklük ve kompozisyon açısından olduğu kadar şeffaflık
bakımından da sorunludur. Örneğin 1999 yılında resmi bütçe GSMH’nın % 36’sı
iken, bu oran bütçe dışı fonlar, döner sermayeli kuruluşlar, sosyal güvenlik
kuruluşları ve mahalli idareler dahil edildiğinde % 46’ya ulaşmaktadır. Yarı
mali harcamalar da eklendiğinde bu oran % 56’ya kadar çıkmaktadır. Bu durum
TBMM’ne sunulan bütçenin kamunun gerçek harcamalarının oldukça altında bir
büyüklüğü kapsadığını göstermektedir.
Kamu mali
yönetiminde ortaya çıkan sorunların kaynaklarına bakıldığında bütçelerin
stratejik bir perspektife dayanmayışı önemli bir faktör olarak ortaya
çıkmaktadır. Geleceğe dönük amaç ve hedeflerin belirlenmediği ve bütçelerin bu
amaç ve hedefleri gerçekleştirmeye yönelik bir şekilde hazırlanmadığı
gözlenmektedir.
·
Liyakat sisteminin kurulamayışı ve
gereği gibi işletilemeyişi,
·
Performansa dayalı olmayan çalışma
ve ücret sistemi,
·
Verimliliğe dayalı olmayan ve haksız
ücret farklılıkları,
·
Aşırı ve dengesiz personel yapısı,
·
Hizmet içi eğitime gereken önemin
verilmeyişi,
·
Personel konusunda aşırı ve karmaşık
mevzuat düzenlemeleri,
·
Fazla sayıda ama etkisiz denetim,
·
Kurallara uygunluğa ve geçmişe dönük
denetim,
·
Hedeflerden ve performans
göstergelerinden yoksun bir denetim ve
·
Yetersiz kamuoyu denetimidir.
Sonuçları
itibariyle bakılınca, israf ve yolsuzlukları aynı kategoride düşünmek
gerekmektedir. Her iki sorun da kamu kaynaklarının rasyonel ve amaca uygun
kullanımını engellemekte, toplumun genel yararı için kullanılması gereken kaynakların
verimsiz ve haksız bir şekilde belli kesimler lehine kullanımını ifade
etmektedir. İsraf denince gereksiz yere kullanılan makam aracı, lojman, hizmet
binası ve dinlenme tesisleri ilk akla gelen kalemlerdir. Performansa dayalı,
yeterli ve dengeli bir ücret sistemi kurarak kamu görevlilerine uygun bir
ödüllendirme sağlayamayan mevcut yönetim anlayışımız ve yapımız, bu
harcamaların kaynağını teşkil etmektedir. 2003 yılı bütçesinde ortaya konan
resmi rakamlara bakıldığında sadece konsolide bütçe kapsamı içine giren
kuruluşlarda 85.000’in üzerinde taşıt, 2.645 sosyal tesis ve 224.401 lojman
bulunduğu görülmektedir. Bu harcamalar sadece yatırım maliyetleri itibariyle
değil, işletme dönemi içinde ortaya çıkan büyük giderlerle de bütçe üzerinde
olumsuz bir etkide bulunmaktadır. Ayrıca, bu varlıkların kamu çalışanları
arasında dengeli ve adil dağılımı sağlanamamakta ve bu nedenle çalışma barışı
olumsuz etkilenmektedir.
Çeşitli
sektörlerde gerçekleşen gereksiz yatırımlar da israf olarak görülmelidir.
Mevcut kamu yatırım stokunun stratejik bir perspektifle oluşmadığı, planlarda
ortaya konan önceliklerin proje bazına yeterince yansımadığı, fizibilitesi
ortaya konmamış çok sayıda projenin programa alındığı, bütün bunların sonucunda
ise kamu yatırım programının aşırı genişlediği artık genel kabul gören bir
durumdur. Yetersiz kaynakların çok sayıda proje arasında dağıtıldığı bu yapı
içinde, kamu yatırımlarının tamamlanma süreleri uzamakta, maliyetleri artmakta,
toplumun beklediği hizmetler ise gecikmektedir. Kamu yatırım programının
yeterli bir stratejik çerçeve ve önceliklendirmeden hareketle oluşturulamayışı,
faiz baskısı altında bulunan bütçeden yatırımlara yeterli kaynak ayrılamayışı
ve yıllık tahsisat fazlaca değişmezken kamu proje stokunun büyümesi sonucunda;
1994-2000 döneminde kamu projelerinin ortalama tamamlanma sürelerinin yaklaşık
iki katına çıktığı gözlenmektedir. 2001-2003 döneminde programdan birçok
projenin çıkarılması ile sonuçlanan rasyonalizasyon çabalarına karşılık, kamu
yatırım projelerinin ortalama tamamlanma süreleri henüz kabul edilebilir bir
düzeye düşmemiştir.
Uzun yıllardır tartışılan, zaman zaman
bürokrasi ve siyasi otoriteler tarafından çeşitli şekillerde gündeme getirilen
yeniden yapılanma ihtiyacı, artık ihtiyaç olmanın ötesine geçmiş ve bir
gerekliliğe dönüşmüştür. Ülkemizin küresel rekabet ortamı içinde hak ettiği yere gelmesi
ve halkımızın refah düzeyinin yükselmesi bu değişim ile birebir ilişkilidir.
Uzun yıllardır tartışılan, hayata geçirilmemiş çeşitli tasarılara konu olan
yeniden yapılanmanın daha fazla geciktirilmemesi gerekmektedir. Mevcut verimsiz
yapının maliyetlerinin birikimi ve geç kalmış bir yeniden yapılanmanın daha
fazla uyum sorunu doğuracağı dikkate alındığında, siyasi kararlılık ve
toplumsal destek gösterilerek bu reformun biran önce hayata geçirilmesi bütün
kesimlerin ortak sorumluluğudur.
Ülkemiz son
yıllarda belirgin hale gelen strateji açığını, mali açığı, performans açığını
ve güven açığını kapatmak ve yaşanan olumsuz süreci tersine çevirmek
zorundadır. Bu kapsamda, özelleştirme, sivil toplumu güçlendirme ve yerelleşme
yoluyla;
·
Hantal merkezi birimler daha küçük
ama daha etkin bir yapıya dönüştürülecek ve performansları artırılacak,
·
Yüklerinden arınan merkezi yapılarda
stratejik düşünme boyutu güçlendirilecek,
·
Kaynak kullanımında stratejik
planlar esas alınarak verimlilik sağlanacak,
·
Her şeyden önemlisi, halkın yönetime
olan katılımı artırılarak, güveni tazelenecektir.
Yeniden
yapılanma süreci mekanik bir şekilde sadece yasaların ve kurumsal yapıların
değiştirilmesi anlamına gelmemektedir. En az bunlar kadar anlayışların, düşünüş
ve davranış kalıplarının değişimini de içermektedir. Daha sistematik olarak
ifade edilecek olursa, temelde bir değişim süreci olan yeniden yapılanma üç ana
aşamada ele alınmaktadır:
·
Yönetim zihniyetinin değişmesi,
·
Stratejik tasarım,
·
Örgütsel tasarım.
Bu
çerçevede, dış çevreye açık ve rekabetçi bir ortamın ve bilgi toplumunun
gereklerine uygun bir şekilde bu Kanun ve bu Kanunu takip edecek tamamlayıcı
nitelikteki diğer düzenlemelerle;
·
Geçmiş yönelimli bir yönetimden
gelecek ve amaç yönelimli bir yönetime,
·
Çözüm yönelimli bir anlayıştan,
teşhis yönelimli bir anlayışa,
·
Kapalı ve tek taraflı bir
yaklaşımdan, açık ve katılımcı bir yaklaşıma,
·
Ceza yönelimli bir uygulamadan ödül
yönelimli bir uygulamaya,
geçilmesi
öngörülmektedir.
Bu yeni
zihniyetin gereği olarak gelecek yönelimli ve katılımcı bir anlayış içinde
“stratejik yönetim” yaklaşımına geçilmektedir. Stratejik yönetim kapsamında;
·
Ortaya konan yeni zihniyete uygun
bir şekilde geleceğe dair tasarım geliştirme,
·
Misyon ve vizyon belirleme,
·
Temel amaç, politika ve öncelikleri
şekillendirme,
·
Ölçülebilir başarı göstergeleri
oluşturma ve önceden ilan etme,
·
İnsan kaynaklarını geliştirme,
unsurları
vurgulanmaktadır.
Örgütsel
tasarımda ise değişimin izlenmesi ve zaman geçirilmeden uyum sağlanması küçük,
etkin ve esnek yapıların önemini artırmaktadır. Bu kapsamda, dinamik ve bilgi
temelli bir anlayışın gereği olarak;
·
Merkezi yönetim yerine yerinden
yönetim,
·
Esnek ve yatay organizasyon
yapıları,
·
Çakışmaların ve çatışmaların
engellenmesi,
·
Gereksiz hizmetlerin tasfiyesi,
hizmet satın alımı,
gibi
unsurlar desteklenmektedir.
Yukarıda
ortaya konan yeniden yapılanmada aşamalandırma esas olarak “sistem” bakış
açısının ürünüdür. Değişimin parçalardan hareketle değil sistemin bütününden
başlatılması, değişime temel bir istikamet verilmesi ve değişim sürecindeki
uyumsuzlukların en aza indirilmesi hedeflenmektedir. Aksi taktirde
kamuda yeniden yapılanmanın beklenen yararları üretmesi ve kalıcı hale gelmesi
mümkün olamayacaktır.
Bütün bu
değişim ve dönüşüm süreçleri sonucunda hedeflenen, etkili ve katılımcı bir
devlet ve kamu yönetimini yerleştirmektir. Etkili ve katılımcı bir kamu
yönetimi halkımızın refahına olduğu kadar ülkemizin uluslararası alanda
etkinliğine ve saygınlığına da büyük katkıda bulunacaktır.
Yeniden yapılanmada;
·
Daha katılımcı,
·
Daha saydam ve
·
İnsan hak ve özgürlüklerine saygılı,
bir kamu yönetimi ile kamu
hizmetlerinin;
·
Adil,
·
Etkili ve verimli,
·
Süratli,
·
Kaliteli
sunumu amaçlanmaktadır.
Daha
kapsamlı olarak ifade edilecek olursa, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı;
·
Kamuyu yeniden yapılandıran diğer
bir çok ülkede olduğu gibi değişim sürecine rehberlik yapacak bir çerçeve
oluşturmak,
·
Öngörülen kapsamlı yeniden yapılanma
alanlarını bütünleştirmek,
·
Yeniden yapılanmaya sistemin bütünü
içinde yaklaşmak (tüm idare, merkezi ve mahalli idareler) ve böylece değişik
alanları arasında çıkabilecek uyumsuzlukları engellemek,
amacıyla hazırlanmıştır.
Kamu
Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı ile öncelikle kamu hizmetlerinin amacı ve temel ilkeleri
ortaya konmakta, merkezi idare ve mahalli idareler reformu için gerekli hukuki
altyapı oluşturulmakta, bu kapsamda merkezi idare ile mahalli idareler
arasındaki işbölümü netleştirilmektedir. Kamu Yönetimi Temel Kanunu ile yeniden
yapılanma süreci bitmemekte, tam aksine başlamış olmaktadır. Tüm bakanlıkların,
bağlı ve ilgili kuruluşların bu Kanunda ifade edilen anlayış ve yapı
çerçevesinde kendi kuruluş kanunlarını ve kamu hizmetleri ile ilgili diğer
kanunları gözden geçirmeleri gerekecektir.
Bu Kanun
Tasarısı ile;
·
Kamuda ilk kez bütün kamu
kurumlarının uyması gereken temel ilkeler bir bütün olarak ortaya konmakta,
·
Kamuda katılımcılık, şeffaflık,
hesap verebilirlik, etkililik, hizmetlerin sonucuna odaklılık, insan haklarına
saygı, bürokratik işlemlerde ve mevzuatta sadelik, bilgi teknolojilerinden
yararlanma, vb. ilkeler uygulanabilir hale getirilmekte,
·
Teşkilat yapıları yatay organizasyon
ve yetki devri esası uyarınca yeni ve etkin bir çerçeveye kavuşturulmakta,
·
Bakanlıklar ve kuruluşlar arasındaki
görev dağılımı netleştirilerek mükerrerliklerin önlenmesi öngörülmekte,
·
Gereksiz hale gelmiş kuruluşların
veya işlevlerin tasfiyesi veya uygun birimlere devri gündeme getirilmekte,
·
Merkezi idare ile mahalli idareler
arasında yetki ve görev paylaşımı netleştirilerek, merkezi idarenin stratejik
düzeyde etkinliği artırılırken, mahalli idarelerin operasyonel düzeyde
esneklikleri ve kaynakları genişletilmekte,
·
Devletin asli hizmetleri dışında
bakanlıkların taşra teşkilatı ortadan kaldırılarak yerel ve yerinden yönetim
birimleri güçlendirilmekte,
·
Kamuda stratejik yönetim anlayışı
benimsenmekte ve kaynak tahsisi mekanizmaları ile ilişkisi kurulmakta,
·
Denetim sistemi performans esaslı ve
iç denetim boyutu güçlendirilmiş hale getirilmekte,
·
Halk denetçisi (ombudsman)
mekanizması dahil olmak üzere kamuoyu denetimi güçlendirilmektedir.
Bu kapsamda,
merkezi idarenin görev ve fonksiyonları belirlenmekte, mahalli müşterek
nitelikli görev ve hizmetler mahalli idarelere bırakılmaktadır.
Bu kapsamda;
·
Merkezi birimlerin strateji
geliştirme, genel koordinasyon ve yönlendirme kapasitesi artırılırken, mahalli
idarelerin inisiyatif kullanma ve operasyonel esnekliği vurgulanmaktadır.
·
Değişen koşulların gerektirdiği
farklılaşma ihtiyacını giderecek esneklikler verilirken, bütünlük içinde uyumlu
çalışmanın gerektirdiği minimum genel standart birliği de korunmaktadır.
·
Etkililik ve ekonomiklik
ilkelerinden vazgeçmeden, mahalli ihtiyaçların yerel düzeyde karşılanması
ilkesinden hareket edilmektedir.
Kamu
Yönetimi Temel Kanunu ile birlikte;
·
Büyükşehir Belediyesi,
·
Belediye ve
·
İl Özel İdaresi,
Kanunlarının
yenilenmesi kapsamlı bir yeniden yapılanmanın temelini oluşturmaktadır.
Bütün bu
süreçte kamu yönetiminde bütünlük ilkesinin korunmasına, merkezi yapılar ile
mahalli idareler arasında tamamlayıcı bir anlayış ile işbirliği ve
koordinasyona azami önem verilmektedir.
Ayrıca,
idari usul, saydamlık ve vatandaşın bilgi edinme hakkı, e-dönüşüm Türkiye
projesi ve e-devlet, bürokrasinin azaltılması ve basitleştirilmesi, vatandaş
memnuniyetinin ölçülmesi, performans sistemine ve ödüllendirmeye geçiş, kamuda
etik kurallarının gözden geçirilmesi gibi bir çok alanda yapılacak
düzenlemelerle bu Kanunda öngörülen çağdaş yönetim anlayışı hayata geçirilecektir.
21. yüzyılın
başlarında yeniden şekillenmekte olan bir dünyada saygın bir yer edinmemiz ve
halkımızın refahını en üst noktaya taşımamız kamuda yeniden yapılanma sürecinin
başarısı ile yakından ilgilidir. “Yön duygusundan,” stratejik bakış açısı ile
uzun vadeli hedefler geliştirmekten ve bunları somut programlara dönüştürerek
uygulamaya yansıtmaktan yoksun toplumlar, 21. yüzyılın yeni güç dengeleri ve
paylaşım süreçlerinde arzu edilmeyen sonuçlara maruz kalırken; bütün bunları
başaranlar, topluma ve toplumun dinamizmine dayananlar ve güvenenler hiç
kuşkusuz yeni koşullar altında uzun zamandır biriken sorunlarını en hızlı
şekilde çözme yoluna gireceklerdir.
21.
yüzyılda, halkı özgür, saygın ve müreffeh bir ülkeye layık, etkili ve katılımcı
bir kamu yönetimi için Kamu Yönetimi Temel Kanununda öngörülen yeni anlayışın
ve yapılanmanın çeşitli unsurlarıyla en kısa sürede hayata geçirilmesi şarttır.
MADDE GEREKÇELERİ
Madde 1- Maddede Kanunun amacı
belirtilmektedir. Bu amaç belirlenirken, mevzuatımızda ilk kez kullanılan bir
çok kavrama da yer verilmektedir. Bu kavramlar, Kanunun birinci kısmının
birinci bölümündeki maddelerde sıklıkla kullanılmıştır.
Modern kamu
yönetimi anlayışını yansıtan yeni kavramlar, bir yandan Türk kamu yönetimindeki
çağdaş anlayışa uygun değişimi yansıtırken, aynı zamanda yeni kamu yönetimi
anlayışının bazı temel özelliklerini de belirtmektedir. Kanunun yürürlüğe
girmesi ile birlikte uygulamada bir çok alanda müracaat edilecek olan aşağıdaki
kavramların bu Kanundaki anlamlarının açıklığa kavuşturulmasında yarar
bulunmaktadır.
Maddede kamu
yönetiminin oluşmasında esas alınacak ilke ve kavramlar ile kamu hizmetlerinin
yerine getirilmesinde dikkate alınacak ilke ve kavramlar ayrı ayrı
değerlendirilmiştir. Bu çerçevede kamu yönetiminin oluşmasında esas alınacak
kavramlardan;
“Katılım”
kavramı, kamu hizmetleri ile ilgili kararların hazırlanması, olgunlaştırılması,
alınması ve bu kararların uygulanması aşamalarından birine, birkaçına veya
bütününe, o karardan doğrudan ya da dolaylı olarak etkileneceklerin katkıda
bulunmalarını;
“Saydamlık”
kavramı, kamu yönetiminde görev, yetki ve sorumluluklar ile karar ve hizmet
süreçlerinin önceden bilinebilir ve açık olmasını; üretilen karar, belge ve
bilgilere ulaşılmasına fırsat verilmesini; faaliyet ve denetim raporlarının
yayınlanmasını;
“Hesap verebilirlik” kavramı, yetki ve kaynakların hukuka, verimlilik ve
etkililik ilkelerine uygun kullanılmasına; belirlenmiş amaç ve hedeflere
ulaşılmasına ilişkin sorumluluğu,
ifade
etmektedir.
Kamu hizmetlerinin sunulmasında esas alınacak kavramlardan;
“Adil” kavramı, kamu hizmetlerinin onlardan yararlanan sosyal kesimlerin
ihtiyaçları ve durumları dikkate alınarak, tarafsız ve eşit olarak sunulmasını;
“Kalite” kavramı, sunulan hizmetlerin önceden belirlenmiş ve çağdaş
standartlara; hizmetten yararlananların ihtiyaç ve beklentilerine uygun
niteliklere sahip olmasını;
“Etkililik”
kavramı, hedeflere ulaşma düzeyini ve bir faaliyetin planlanan sonucu ile
gerçekleşen fiili durum arasındaki oranı;
“Verimlilik”
kavramı, mallar, hizmetler ve diğer sonuçlar (çıktılar) ile bunların üretiminde
kullanılan kaynaklar (girdiler) arasındaki ilişkiyi; aynı girdi ile en çok
çıktının elde edilmesi veya aynı çıktının en az girdi ile uygun kalite dikkate
alınarak sağlanmasını;
ifade
etmektedir.
Madde 2- Madde ile Kanunun kapsamı
belirlenmektedir. Buna göre, bu Kanun, merkezi idare ile mahalli idareleri ve
bunların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarını kapsamaktadır. Bu
anlamda, herhangi bir şekilde kamu
kaynağı veya kamu gücünü kullanan hiç bir kurum veya kuruluş bu Kanunun kapsamı
dışında bulunmamaktadır.
Madde 3- Kanunda geçen kavramlardan
bazılarının tanımları yapılmaktadır.
Öncelikle
Kanunun kapsamında yer alan “merkezi idare” ile “mahalli idare” deyimlerinin bu
Kanunda hangi kurum ve kuruluşları ihtiva ettiğine açıklık getirilmektedir.
Başbakanlık
ve bakanlıkların merkezi idare içinde olduklarında şüphe bulunmamaktadır. Bir
bakanlığın hizmet ve görev alanına giren ana hizmetleri yürütmek üzere kurulan
bağlı kuruluşlar da bu Kanunda “merkezi idare” deyimi içinde yer almaktadır.
Buna karşılık, merkezi idare içinde yer aldığı tartışmasız olan
Cumhurbaşkanlığının özel anayasal konumu ve Anayasanın 107 nci maddesindeki
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinin kuruluşu, teşkilat ve çalışma esasları
ile personel atama işlemlerinin Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenleneceği
yönündeki kural sebebiyle bu Tasarıda öngörülen hükümlere tabi kılınmaması
için, Cumhurbaşkanlığına bu Kanun bakımından merkezi idare tanımı içinde yer
verilmemektedir.
Mahalli
idareler ise Anayasada da ifade edildiği şekliyle il özel idareleri,
belediyeler ve köylerden oluşmaktadır.
Madde 4- Son
zamanlarda devletin görev, yetki ve sorumlulukları ile toplum ve özel sektörle
olan ilişkilerinde ortaya çıkan değişikliklere bağlı olarak onun uygulama aracı
olan kamu yönetiminin de görev, yetki ve hizmet politikalarında değişiklik
yapılması kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu bağlamda, kamu yönetiminin hizmet
sunduğu çevresine karşı daha duyarlı olması, sivil toplumun gücünden daha çok
yararlanması, bireylerin hak ve özgürlüklerini kullanmasının önündeki engelleri
kaldırması ve sivil toplumla etkileşim içinde olması temel misyon olarak ortaya
çıkmıştır. Maddede kamu yönetiminin temel amaç ve görevi buna uygun bir şekilde
düzenlenmektedir. Kuşkusuz, madde Anayasanın 5 inci maddesinde öngörülen
Devletin temel amaç ve görevleri ile birlikte değerlendirilmelidir. Anayasanın
5 inci maddesinde “kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak;
kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle
bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri
kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları
hazırlamaya çalışmak” şeklinde hükme bağlanan Devletin temel amaç ve görevleri,
bu madde ile kamu yönetiminin temel amaç ve görevleri arasına alınarak
işlevselliği artırılmaktadır.
Madde 5- Bu madde
ile, kamu yönetimine dahil tüm kamu kurum ve kuruluşlarını kapsamak
üzere bu kurum ve kuruluşların, kuruluşlarında ve yerine getirecekleri her türlü hizmet ve görevler ile kullanacakları her
türlü yetkide uyacakları temel ilkeler belirlenmektedir. Maddede getirilen
ilkeler ile Kanunun amaç ve kapsamına uygun olarak tümüyle çağdaş kamu yönetimi
anlayışı yansıtılmakta, kamu yönetimine yeni bir vizyon kazandırılmaya
çalışılmaktadır.
Kamu kurum ve kuruluşları, kamu hizmetlerini yerine getirirken, durağan
bir yapıda kalmayacak, aksine kamu yönetimi anlayışında zamanla meydana gelen
değişimlere uyum sağlamak için kendilerini sürekli yenileyecektir. Bu kapsamda,
ülkemizde ve dünyada meydana gelen değişimler izlenecek, bunlara uygun bir
şekilde kamu yönetimi anlayışı ve kurumsal yapı değiştirilecektir. Mesela,
zaman içerisinde artık kamusal nitelik taşımayan fonksiyonlar terkedilecek,
kamu eliyle görülmesi gereken yeni fonksiyonların ortaya çıkması halinde buna
uygun bir kurumsal yapı oluşturulacaktır.
Kamu yönetimine halkın aktif bir şekilde katılımını sağlamak üzere
gerekli mekanizmalar oluşturulacak, katılımı önleyen her türlü engel
kaldırılacaktır.
Son yıllarda kamuoyunun gündemine çok sık gelen yolsuzluk iddiaları
karşısında, halkın kamu yönetimine olan güveninde ciddi bir aşınma meydana
gelmiştir. Bunun önüne geçebilmek ve kamuda kirlenmeyi önleyebilmek için bütün
kamu kurum ve kuruluşlarının her türlü eylem ve işlemlerinde saydamlığın
sağlanması ve bu kurum ve kuruluşlar ile kamu gücünü kullananların hesap
verebilir hale gelmesi için her türlü tedbirin alınması gerekmektedir. Bu
kapsamda kamu yönetimine dahil idarelerin görev ve yetkileri önceden belirlenecek,
kaynağını Anayasa ve kanunlardan almayan herhangi bir yetki
kullanılamayacaktır. Önceden belirlenip ilan edilmeden kamu hizmetlerinin
yerine getirilmesindeki süreçlerde bir değişikliğe gidilmeyecektir.
Kamu hizmetleri, öngörülen amaç ve sonuçlar ile hizmetin gereklerine
uygun olarak yerine getirilmek zorundadır. Hizmetlerin ihtiyaçlara uygun
olması, zamanında karşılanması ve yerel katılıma açık olması, kamu yönetiminde
önemli avantajlar ortaya çıkarmaktadır. Yerinden yönetim ilkesi hizmetlerin yerindeliğini
en iyi değerlendiren yöntemlerinden biridir. Hizmetlerin yerindeliğinin
değerlendirilmesinde merkezi organların subjektif yargılarda bulunması
mümkündür. Bu nedenle, hizmetin ihtiyaçlara ne kadar uygun olduğu ancak o
hizmete muhatap olan bireylerin değerlendirmesi ile ortaya çıkabilir.
Kamu yönetiminin kuruluş ve işleyişinde esas alınacak temel ilkelerden
biri de beyana güvendir. Kamu kurum ve kuruluşları kişilerin beyanını doğru
kabul edecek; iş ve işlemlerini buna göre yapacaktır. Ancak yalan beyanda
bulunmayı caydırıcı gerekli önlemler de alınacaktır.
Kamu hizmetlerinin görülmesinde amaç, kamu kurum ve kuruluşlarının
kurumsal çıkarları olmayıp, bu hizmetlerden yararlanacak kişilerin
ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Bu nedenle, kamu kurum ve kuruluşları yerine
getirecekleri her türlü hizmet ve görevde hizmetten yararlananların
ihtiyaçlarına odaklanacak, bu ihtiyaçların karşılanması için yetkilerini
kullanacaktır. Bunun için de bir hizmetin görülmesi sürecinde girdilerden çok
çıktılar esas alınacak, hizmetin sonucunda halkın ihtiyaçlarının karşılanması
sağlanacaktır.
Yeni düzenlemeler yapılması veya yeni bir birim oluşturulması ihtiyacı
ile karşılaşıldığında, bunların kamu yönetiminde ve halkın hayatında meydana
getireceği etkiler araştırılacaktır. İdarenin düzenleme faaliyetinden doğacak
bu etkilerin sistematik olarak incelenmesini ve bu inceleme sonucunda ortaya
çıkacak verilerin karar alıcılara iletilmesini ihtiva eden düzenleyici etki
analizi, düzenlemenin içeriğine ve türüne göre fayda-maliyet analizi,
maliyet-etki analizi, maliyet değerlendirmesi ve fayda değerlendirmesi gibi
yöntemlerle gerçekleştirilebilir. Fayda-maliyet analizinde, bu düzenleme ve
yeni birimlerin sağlayacağı toplam fayda ile bunların toplam maliyeti
karşılaştırılacak ve sonuçlarına göre karar verilecektir. Zira, kaynaklar
sınırlıdır ve bu sınırlı kaynakların toplumun yaşam seviyesini iyileştirmek
veya kamu yararını en üst düzeye çıkarmak için en uygun şekilde kullanılması
gerekmektedir. Maliyet-etki analizi ise maliyeti daha düşük düzenlemelerde
farklı seçeneklerin belirlenmesinde kullanılmaktadır. Maliyet
değerlendirmesinde faydalar gözardı edilir ve maliyete odaklanılır. Bu yöntem
geniş bir rehberlik sağlamasa da düzenleme çabalarına bazı indeksler sağlar.
Fayda değerlendirmesine ise, fayda-maliyet analizinin yetersiz kaldığı
durumlarda düzenlemenin faydalarının değerlendirilmesi amacıyla başvurulur.
Özellikle sosyal devlet ilkesinin gerektirdiği düzenlemelerde düzenlemenin
sağlayacağı sosyal faydaya odaklanılması amacıyla fayda değerlendirmesi yöntemi
tercih edilebilecektir. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, düzenleyici
etki analizi, yeni düzenlemeler yapılmasıyla ortaya çıkacak sosyal faydanın da
dikkate alınmasını gerektirdiğinden, bunun Anayasada öngörülen sosyal devlet
ilkesine aykırılığı da ileri sürülemez.
Kamu kurum ve kuruluşları herhangi bir hizmeti yerine getirirken hem bu
hizmetin sunulmasında hem de bu hizmetten yararlanacaklar bakımından bir ayırım
yapmayacaktır. Herkes, dil, ırk, din, felsefi inanç, mezhep, siyasi düşünce,
sosyal menşe, renk, cinsiyet gibi sebeplerle ayırım yapılmaksızın kamu
hizmetlerinden yararlandırılacaktır. Kamu yönetiminin kuruluş ve işleyişinde
esas alınacak temel ilkelerden biri olarak maddenin (d) bendinde yer verilen bu
hüküm de, esasen Anayasanın 10 uncu maddesi ile insan haklarına ve temel
özgürlüklerine ilişkin uluslararası anlaşmaların öngördüğü bir ilkenin
vurgulanmasını amaçlamaktadır. Anayasanın 10 uncu maddesinin gerekçesinde de
belirtildiği üzere, kanun önünde eşitlik ilkesi demokrasinin vazgeçilmez
şartlarından birini oluşturmaktadır. Buna göre, herhangi bir niteliğe veya
ölçüye dayanılarak insanlar arasında ayırım yapılamaz ve kanunların uygulanması
açısından hiçbir fark gözetilemez. Anayasanın 10 uncu maddesinin son fıkrasında
da Devlet organları ve idare makamlarının bütün işlemlerinde kanun önünde
eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorunda oldukları hükme bağlanmakta
ve madde gerekçesinde, Devletin organları ile idare makamlarının, bütün
işlemlerinde insanlar arasında ayırım yapmadan Devlet faaliyetlerini yürütmek
zorunda oldukları belirtilmektedir.
Kamu hizmetleri, hizmetten yararlananlara en uygun ve en yakın
birimlerden sunularak yerel ihtiyaçlara duyarlılık artırılacak ve kişilerin bir
kamu hizmetini alabilmesi için ek maliyetlere katlanması önlenecektir.
Hizmetlerin en yakın birimin üstündeki başka birimler tarafından yürütülmesinde
hizmetin ekonomikliği ve etkinliği gibi faktörler dikkate alınacaktır.
Kamu kurum ve kuruluşları, toplumsal hayatı yakından ilgilendiren temel
kararların alınmasında ilgili kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının
ve sivil toplum örgütlerinin görüşlerinden yararlanacak ve bu suretle hem
katılımın sağlanması hem de toplumsal ihtiyaç ve taleplere en uygun kararların alınması
mümkün olacaktır.
Kamu kurum ve kuruluşları halkın bilgi edinme hakkını kullanmasını
sağlayacak, maksadını aşacak şekilde ve gereksiz olarak sır kavramına
sığınılması yoluyla kamuya açıklanmasında sakınca olmayan bilgilerin
öğrenilmesini engellemeyecektir. Kişiler, özellikle kendileri ile ilgili görüş,
karar ve işlemler hakkında bilgi edinebilecekler; kurum ve kuruluşlar da bunun
sağlanması için gerekli önlemleri alacaktır.
Halkın yaşamını kolaylaştırmak amacıyla kamu hizmetlerinin sunulmasında
ve kişilerin bu hizmetlere erişmesinde bilgi teknolojilerinden azami ölçüde
yararlanılacak, “e-dönüşüm” çerçevesinde hizmetlerin sunumunda ve hizmetlere
ulaşmada bilgi teknolojisinin sağladığı araçlar kullanılacaktır. Bu çerçevede
kamu kurum ve kuruluşları gerekli altyapıyı oluşturacaklardır. Bu altyapı
sadece kurumun ihtiyaçlarını karşılamak üzere değil, esas itibariyle kurumun
hizmet sunduğu kesimlerin ihtiyaç ve taleplerine dayalı olarak
geliştirilecektir.
Kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde en az maliyetle en çok hizmet
üretilebilmesi için kurum ve kuruluşlar en üst düzeyde işbirliği içinde
olacaklar ve özellikle insangücü ve maddi kaynaklar verimli bir şekilde
kullanılacaktır.
Kamu hizmetlerinin kişiler bakımından öngörülebilir kılınması için, sunulacak
hizmetlerin standartları ve süreçleri kurum ve kuruluşlar bakımından önceden
belirlenecek ve ilgililer tarafından bilinmesini sağlayıcı tedbirler
alınacaktır. Yöneticiler, hizmetlerin
hizmetten yararlananların ihtiyacına
uygunluğunu sağlamaktan da sorumludur. Özellikle son dönemlerde tüm kamu ve
özel kesimde dikkate alınan yönetimde kalite anlayışı böyle bir sorumluluğu
gerekli kılmaktadır. Bu sorumluluk halkın insanca yaşama hakkını gözeten ve
hayatını kolaylaştıran bir sonuç doğuracaktır. Hizmetlerin bu standartlara uygun olarak sunulup sunulmadığı yöneticiler
tarafından sürekli kontrol edilecek, standartlara aykırı iş ve işlemlerden
yöneticiler de sorumlu tutulacaktır. Doğal olarak yöneticiler, bu
sorumluluklarını yerine getirmek için kendi kurumlarının yönetimi ve sunulan
hizmetlerle ilgili olarak halkın memnuniyetini ölçmek durumundadır.
Böylece kamu hizmetlerinde nicelik yerine
nitelik öne çıkarılacaktır.
Son dönemlerde çok yakınılan konulardan biri de kamu kurum ve
kuruluşlarının adlarına kurulan vakıf ve dernek gibi kurumlar ve bunlara kamu
kaynaklarından sağlanan imkanlardır. Bir tür dolaylı vergi etkisi doğuracak
şekilde faaliyet gösteren bu gibi kuruluşlar, kamu kaynaklarından sağlanan
imkanlarla haksız rekabete yol açacak şekilde rekabeti de bozmaktadır. Ayrıca,
kamu kurum ve kuruluşları, kuruluş amaçları ile bağdaşmayacak bazı işletmeler
de kurmakta ve asıl amaçlarını aşacak boyutta faaliyetler de
gerçekleştirmektedirler. Hükümle, kamu kurum ve kuruluşlarının, kanunların
yetki ve görev vermediği alanlarda personel, bina, araç, gereç ve kaynak tahsis
ederek herhangi bir işletme kurmalarının, mal ve hizmet üretimi yapmalarının
önüne geçilmektedir.
Maddede geçen kavramlardan;
“Öngörülebilirlik” kavramı, kamu yönetiminin karar, eylem ve
işlemlerinin etkilerinin kişiler tarafından önceden bilinebilirliğini;
“Düzenleyici
etki analizi” kavramı, herhangi bir kamu hizmetinin veya programın
başlatılması, yönetim biriminin kurulması veya düzenlemenin yapılmasına ilişkin
kararların alınması ya da uygulanmasından önce bunların toplum açısından
getirisinin ve muhtemel sonuçlarının hesaplanmasını, fayda ve maliyetinin
değerlendirilmesini;
“Yerindelik”
kavramı, hizmetlerin ihtiyaca uygunluğunu;
“Beyana
güven” kavramı, kamu kurum ve kuruluşlarının iş ve işlemlerini kişilerin
beyanını esas alarak yapmasını,
ifade
etmektedir.
Madde 6– Bu maddede, merkezi idare ile
mahalli idareler arasındaki yetki ve sorumlulukların paylaşımı
düzenlenmektedir. Özellikle 1980’li yıllarda dünyada meydana gelen gelişmeler
devletin rolünde de önemli değişikler meydana getirmiştir. Devlet, doğrudan
hizmet üretmekten ziyade hizmetin üretilmesini kolaylaştırıcı önlemleri alan ve
düzenlemeleri yapan konuma çekilmiş; devlet eliyle yürütülen bazı hizmetler ise
mahalli idareler, sivil toplum örgütleri ve özel sektör tarafından yerine
getirilmeye başlanmıştır. Merkezi idare ise ulusal ölçekli olanlar hariç
doğrudan kamu hizmetini yerine getirmek yerine genel ilke, politika, amaç ve
hedefleri belirleme, koordinasyonu sağlama ve denetleme görevini
üstlenmektedir. Küreselleşme süreci ile birlikte merkezi idare kurumlarının
uluslararası ilişkiler sistemindeki artan rolünü güçlendirebilmek için günlük
uygulamaların ve işlemlerin dışına çıkarılması gerekmektedir. Böylece, merkezi
idare daha etkili hale gelecek; daha güçlü bir şekilde plan ve daha yeterli denetim
yapabilecektir.
Diğer
taraftan, merkezi idare, idarenin bütünlüğü ilkesini gerçekleştirmek amacıyla,
yerinden yönetim kuruluşlarının işlem ve eylemleri üzerinde sahip olduğu
vesayet yetkisini kullanabilecektir. Anayasanın 127 nci maddesinin beşinci
fıkrasında “mahalli hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde
yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum yararının korunması
ve mahalli ihtiyaçların gereği gibi karşılanması amacıyla” mahalli idareler
için öngörülen idari vesayet yetkisinin, merkezi idareye daha bağımlı olan
hizmet yönünden yerinden yönetim kuruluşları üzerinde de geçerli olduğu konusunda
tartışma bulunmamaktadır.
Bu
çerçevede, madde ile merkezi idarenin kamu hizmetlerinin görülmesi konusundaki
genel yetki ve sorumlulukları belirlenmektedir. Buna göre 3 üncü maddede
tanımlanan merkezi idare kapsamına giren kurum ve kuruluşlar;
a) Kamu
hizmetlerinin ulusal düzeyde genel ilke ve politikalarını, amaç ve hedeflerini
ve standartlarını belirleyecek,
b) Kamu
hizmetlerinin hukuka, belirlenmiş politika ve standartlara, performans
hedeflerine uygun olup olmadığını izleyecek, değerlendirecek ve denetleyecek,
c) Kamu
hizmetlerinin, bu Kanunda belirlenen temel ilkelere uyumlu olarak etkin ve
verimli bir şekilde yerine getirilmesini sağlamak için merkezi idareye dahil
kurum ve kuruluşlar ile mahalli idareler arasında koordinasyonu sağlayacak,
d) Kamu
kurum ve kuruluşları ile özel sektör, kamu kurumu niteliğindeki meslek
kuruluşları ve sivil toplum örgütleri arasında iletişim ve işbirliğini
sağlamaya yönelik mekanizmaları oluşturacak ve bunların hizmet ve işlev
kapasitelerini geliştirecek,
e) Kamu
hizmetlerini merkez ve gerektiğinde taşra ve yurtdışı teşkilatı kurarak
doğrudan yerine getirecek,
f) Mahalli
idareler ve hizmet yönünden yerinden yönetim kuruluşları üzerinde kanunlarla
öngörülen idari vesayet yetkisini kullanacaktır.
Madde 7- Madde, 8
inci madde ile birlikte bu Kanunun en hayati hükümlerini oluşturmaktadır. Çünkü
ilk defa merkezi idare ile mahalli idareler arasındaki görev, yetki ve
sorumluluk dağılımı yeni kamu yönetimi anlayışına uygun olarak farklı bir
yaklaşımla ele alınmıştır. Bu görev dağılımı yapılırken kamu yönetiminin
bütünlüğü ilkesi dikkate alınmış, merkezi idare ile mahalli idareler
birbirlerini ikame edecek kurumlar olarak değil, devletin yürütmeye ilişkin ve
birbirini tamamlayan unsurları olarak değerlendirilmiştir.
Merkezi
idare 6 ncı maddede sayılan yetki ve sorumlulukları çerçevesinde, bazı görev ve
hizmetleri doğrudan kendisi yerine getirecektir. Bu hizmetler niteliği gereği
doğrudan merkezi idare tarafından yerine getirilmesi gereken hizmetler olup,
mahalli idarelere devredilemeyecek niteliktedir. Diğer taraftan, ülkemizin de
onaylamış olduğu Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının bir gereği olarak,
bunlar tadadi bir şekilde sayılıp, bunlar dışında kalanların mahalli idareler
tarafından yerine getirilmesi öngörülmektedir. Bu kapsamda maddede doğrudan
merkezi idarenin yerine getirmesi gereken görev ve hizmetler sayılmıştır.
Madde 8- Madde ile mahalli idarelerin görev,
yetki ve sorumlulukları düzenlenmektedir. Ancak, bu düzenleme yapılırken Avrupa
Yerel Yönetimler Özerklik Şartından da hareketle 7 nci maddede merkezi idare
tarafından görülecek görev ve hizmetler dışında kalan mahalli müşterek
nitelikteki tüm kamu hizmetlerinin mahalli idareler tarafından yerine
getirilmesi esası benimsenmiştir. Buna göre, mahalli müşterek ihtiyaçlara
ilişkin her türlü görev ve hizmetler mahalli idareler tarafından yerine
getirilecektir. Ancak, mahalli idareler, görev, yetki ve sorumluluk alanına
giren hizmetleri Anayasada ifadesini bulan idarenin bütünlüğü ilkesine,
kanunlara; ayrıca, kalkınma planının ilke ve hedeflerine, kendi stratejilerine,
amaç ve hedeflerine, performans ölçütlerine ve standartlara uygun olarak
göreceklerdir.
Bununla
birlikte, mahalli idarelerin kanunlarla verilen temel görev ve hizmetleri
yerine getirmesinde ciddi aksamaların meydana gelmesi ve yapılan inceleme ve
araştırma sonucunda bu durumun halkın sağlık, huzur ve esenliğini önemli ölçüde
olumsuz etkilediğinin somut olarak belirlenmesi halinde, ilgili merkezi idare
kuruluşunun talebi üzerine İçişleri Bakanlığının bu aksaklıkların giderilmesi
için aksamanın boyutu ile ölçülü ve geçici nitelikte olmak şartıyla kanunlarda
öngörülen tedbirleri alması öngörülmektedir. Bakanlık, makul bir süre içinde
söz konusu aksaklığın telafisi için ilgili idareyi uyarır ve aksaklığın
giderilmesi için fırsat tanır. Bu tedbirlerin alınmasında, bütçe imkanları
elverdiği halde ödenek ve personel tahsis edilmemesi, gerekli yatırımların
yapılmaması gibi objektif kriterler esas alınır ve tedbirler aksayan kamu
hizmeti ile sınırlı tutulur.
Madde 9- Maddede merkezi idare ile mahalli
idareler arasındaki ilişkiler düzenlenmektedir.
7 nci
maddenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, kamu yönetimi bir bütün olup,
kamu hizmetlerini gören kurum ve kuruluşların birbirlerinin alternatifi veya
biri diğerinin yerine ikame edilen kuruluşlar olarak düşünülmesi söz konusu
olamaz. Merkezi idarenin yanında mahalli idareler de kamu hizmetlerinin
görülmesi konusunda bu kapsamdadırlar. Mahalli idareler, merkezi idarenin
alternatifi veya onun yerine ikame edilecek kurumlar olarak düşünülemez. Ancak,
bu hizmetlerin yerine getirilmesinde ölçekten ve görülecek hizmetin
niteliğinden kaynaklanan bir görev bölüşümü ve dağılımı söz konusudur. Bu
bölüşüm yapılırken merkezi idare ile mahalli idareler arasındaki ilişkilerin
sınırları ve esasları da belirlenmelidir. Madde ile bu ilişkilerin sınırları
belirlenmektedir.
Merkezi
idare tarafından yerine getirilmesi gereken hizmetlerden illerde yapılması
gerekenler özel kanunlarda öngörülen istisnalar dışında valilikler ve
kaymakamlıklar eliyle gerçekleştirilecektir. Bu durum, daha çok taşra teşkilatı
kurabilen bakanlıklar bakımından söz konusu olmakla birlikte, taşra teşkilatı
kuramayan bakanlıklar tarafından da zamanla illerde hizmet görülmesi
gerektiğinde prensip olarak bu hizmetler valilikler ve kaymakamlıklar eliyle
gördürülecektir.
Mahalli
idarelerin görev, yetki ve sorumluluk alanına giren konularda merkezi idare
birimleri yerel düzeyde teşkilat kuramayacaklar, bu konularda doğrudan ihale ve
harcama yapamayacaklardır. Böylece, merkezi idarenin mahalli idare alanına
giren görev ve hizmetlerin yerine getirilmesine müdahalesi önlenmiş olacaktır.
Madde ile
ayrıca, merkezi idarenin görev alanına giren bazı yatırımların ilgili
bakanlığın uygun görmesi ve ilgili mahalli idarenin de kabul etmesi halinde
mahalli idareler tarafından gerçekleştirilebilmesi öngörülmektedir. Ancak, bu
durumda yatırımlara ilişkin gerekli ödenekler ilgili mahalli idare bütçesine
aktarılacak ve mahalli idareler bu ödenekleri aktarılış amaçları dışında
kullanamayacaklardır.
Merkezi
idare kuruluşları, özel öncelik verdikleri bir alandaki herhangi bir projenin
hayata geçirilmesi için ilgili mahalli idarenin de kabul etmesi halinde
işbirliği içinde söz konusu projeyi gerçekleştirebileceklerdir. Ancak, bu
durumda merkezi idarenin bu projeye ilişkin gerekli kaynakları da ilgili
mahalli idareye aktarması gerekmektedir.
Merkezi
idare birimlerinin kendi görev ve yetki alanında bulunan bazı hizmetleri
mahalli idarelere yaptırması mümkün olduğu gibi, benzer şekilde mahalli
idarelere ait bazı yatırım ve hizmetlerin merkezi idare birimlerine
yaptırılması da mümkündür. İlgili mahalli idare birimi, yetkili organının
kararıyla ve bedelini ödemek şartıyla bazı yatırımlarını diğer mahalli idare
birimlerine veya merkezi idare birimlerine yaptırabilir. Aynı şekilde, mahalli
idareler diğer kamu kurum ve kuruluşlarıyla işbirliği içinde ortak yatırımlar
da gerçekleştirebilirler.
Merkezi
idare ile mahalli idareler arasındaki ilişkiler düzenlenirken, merkezi idarenin
mevzuattan kaynaklanan ikincil düzenlemeler yapma yetkisini kullanması sırasında
mahalli idarelerin yetkilerini kısıtlayıcı, kullanılmasını önleyici veya
merkezi idareye görev ve yetki aktarmayı sağlayacak hükümler konulmasına
yönelik yasaklama da getirilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede merkezi idare
birimleri, mahalli idarelerin görev, yetki ve sorumluluk alanlarına giren
konularda çıkaracakları tüzük, yönetmelik ve benzeri düzenlemelerde, mahalli
idarelerin yetkilerini kısıtlayıcı, yerel hizmetleri zayıflatıcı ve yerinden
yönetim ilkesine aykırı hükümler koyamayacaktır.
Madde 10- Mahalli idarelere yetki
devredilmesinin ve bu çerçevede mahalli müşterek hizmetlerin tamamının mahalli
idarelerce yerine getirilmesinin ön şartlarından biri de mahalli idarelere
yeterli miktarda kaynak sağlanmasıdır. Bu amaçla, maddede, mahalli idarelere yetki,
görev ve sorumluluklarıyla orantılı gelir kaynakları sağlanması
öngörülmektedir. Buna paralel olarak, mahalli idarelere sağlanacak mali
kaynakların dağılımının objektif kriterlere göre gerçekleştirilmesini
sağlayacak mekanizmalar kurulacaktır.
Madde 11- Yeni kamu
yönetimi anlayışı doğrultusunda, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına da
uygun olarak, kamu hizmetlerinin en yakın yerde, en uygun yöntemle ve yönetim
birimi tarafından yürütülmesi öngörülmektedir. Kamu hizmetlerinin daha etkili,
verimli ve süratli şekilde görülmesi için, merkezi idare veya mahalli idarelere
ait hizmetlerden kanunlarda öngörülenlerin gerektiğinde üniversitelere, kamu
kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına, hizmet birliklerine, özel sektöre ve
alanında uzmanlaşmış sivil toplum örgütlerine gördürülebilmesine imkan
tanınmaktadır. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, çevre, kültür, sanat, sosyal
hizmetler gibi alanlar başta olmak üzere, uygun hizmet alanlarında, sivil
toplumun katkısını ve katılımını sağlamak amacıyla, hizmetin gereklerine bağlı
olarak, maddede belirtilen kurum ve kuruluşlara hizmetlerin gördürülmesi
konusunda ek bir kapasite oluşturulması amaçlanmaktadır. Hizmetin bu
kuruluşlara gördürülmesi, idarenin görev ve sorumluluğunun bu kurum ve
kuruluşlara devri anlamına gelmemektedir. İdare, hizmet standart ve usullerini
belirler ve hizmetin yürütülmesini denetler. Bu düzenleme ile hizmetin yönetimi
ve denetimi ilgili kamu idaresinin sorumluluğundan çıkarılmamakta ve kamu
hizmetinin kapsamı daraltılmamakta; hizmetin belirtilen kurum ve kuruluşlara
gördürülmesi suretiyle, kamu hizmetlerinin yürütülüş biçimi çeşitlendirilerek
zenginleştirilmektedir.
Madde 12- Madde ile, bakanlıklar ile bağlı ve
ilgili kuruluşların teşkilatlanmasının ilke ve esasları belirlenmektedir.
Bakanlıklar
ile bağlı ve ilgili kuruluşlar teşkilatlanırken ve görev ve yetkileri
belirlenirken idarenin bütünlüğü ilkesi esas alınacak ve bu bütünlüğü bozacak
şekilde teşkilatlanma ile görev ve yetki belirlemesi yapılmayacaktır.
Teşkilatlanmada
kamu hizmetlerinin etkili ve verimli bir şekilde yerine getirilmesine uygun bir
yapı kurulacaktır. Bu amacı sağlamaya yönelik bir yapı oluşturabilmek için
kurum ve kuruluşların görev, yetki ve sorumlulukları mutlaka tanımlanacaktır.
Özellikle benzer hizmet ve görevler birden fazla kuruluşa verilmeyecektir.
Böylece, kişiler bir iş için birden fazla kurum veya kuruluşa gitmeden yetkili
olan tek kuruluştan iş ve işlemlerini tamamlayabilecek ve kurumlar arasındaki
yetki çatışmaları da önlenecektir.
Bakanlıklar
ile bağlı ve ilgili kuruluşlar belirlemiş oldukları stratejik planlarına,
yıllık amaç ve hedeflerine ulaşabilmek için teşkilat yapılarını ve sundukları
hizmetlerin kalite standartlarını sürekli geliştirecekler, kamu hizmetlerinin
yararlananlara daha kısa sürede ulaşması için süreçleri hızlandırıcı tedbirleri
alacaklardır.
Bu maddede
geçen kavramlardan;
“Sürekli
geliştirme” kavramı, kamu kurum ve kuruluşlarında yapı, kaynak, süreç ve
sonuçların, bir bütün olarak yönetimin sürekli ve sistematik olarak izlenmesini
ve iyileştirilmesini;
“Strateji”
kavramı, belirli amaçları gerçekleştirmek için gerekli kararlar ve faaliyetler
bütününü;
“Stratejik
plan” kavramı, kamu kurum ve kuruluşlarının uzun ve orta vadeli amaçları, temel
ilke ve politikaları, hedef ve öncelikleri, ölçülebilir performans göstergeleri
ile bunlara ulaşmak için izlenecek yol ve yöntemler ile kaynak dağılımlarını
içeren dokümanları;
“Stratejik
yönetim” kavramı, stratejik planların hazırlanması, uygulanması ve sonuçların
değerlendirilmesini ve denetimini;
“Amaç”
kavramı, kurumdan beklenen ve kurumun nihai olarak gerçekleştirmek istediği
ulaşılması beklenen arzu edilen sonuçları;
“Hedef”
kavramı, belirli bir dönem içerisinde ulaşılması gereken ve ölçülebilir
sonuçları,
ifade
etmektedir.
Madde 13– Maddede Bakanlar Kurulunun oluşumu,
Başbakanın statüsü ve Başbakan Yardımcılarının görevlendirilmesi ile Devlet
Bakanlarının atanması ile ilgili hususlar düzenlenmektedir.
Anayasa
gereği Bakanlar Kurulu Başbakan ve bakanlardan oluşmaktadır. Bakanlar Anayasada
belirlenen esas ve usullere göre Başbakan tarafından seçilecek ve Cumhurbaşkanı
tarafından atanacaktır. Yine Anayasadaki esas ve usullere göre belirlenen
Başbakan hem Bakanlar Kurulunun başkanı, hem de Başbakanlık teşkilatının en üst
amiridir.
Madde ile getirilen
yeniliklerden biri de Başbakana yardımcı olmak ve Başbakan tarafından verilecek
görevleri yerine getirmek amacıyla görev yapmakta olan devlet bakanlıklarının
sayısının yirmiden sekize indirilmesidir. Böylece, kamu yönetiminin
küçültülmesi, daha etkin bir yönetim kurulması ihtiyacı ile kamuoyunun bu
doğrultudaki beklentilerinin karşılanması da amaçlanmıştır.
Başbakanın
iş yükünü hafifletmek amacıyla Başbakanlığa bağlı ve ilgili kurumlar Devlet
Bakanlarına da bağlanabilir ve ilgilendirilebilir. Ayrıca, birden çok
bakanlığın görev alanına giren konularda Başbakana yardımcı olmak ve
bakanlıklar arasında koordinasyonu sağlamak üzere en çok üç bakanın Başbakan
Yardımcısı olarak görevlendirilebilmesi öngörülmektedir. Başbakan Yardımcıları
Devlet Bakanları arasından görevlendirilebileceği gibi, hizmet bakanları
arasından da görevlendirilebilecektir.
Maddede,
Başbakan Yardımcıları ile Devlet Bakanlarının danışma ve büro hizmetlerini
yürütecek personele ait kadroların Başbakanlık kadro cetvelinde gösterilmesi
hükme bağlanmaktadır. Devlet Bakanlarının bir bakanlık teşkilatının bulunmaması
sebebiyle böyle bir düzenlemenin yapılmasında, kanunla öngörülen görevlerin
yerine getirilmesi bakımından fayda görülmektedir.
Madde 14-
Bakanlar
sadece siyasi sorumluluk taşıyan kişiler değil, aynı zamanda bir bakanlığın da
en üst düzeydeki yöneticisi ve sorumlusudur. Bu bakımdan maddede buna vurgu
yapılmış ve bakanların bakanlıkların en üst amiri olduğu ve bakanlığın
icraatından ve bakanlık görevlilerinin yaptığı faaliyet ve işlemlerinden
sorumlu oldukları belirtilmiştir. Bu yetki ve sorumluluk doğal olarak
bakanlığın bağlı ve ilgili kuruluşlarını da kapsamaktadır.
Madde ile
ayrıca bakanların görev, yetki ve sorumlulukları düzenlenmektedir. Yeni kamu
yönetimi anlayışında merkezi idarenin uygulamaya yönelik yetkilerinin önemli
bir kısmı mahalli idarelere devredilirken, planlama, koordinasyon ve denetleme
fonksiyonları artırılmakta ve güçlendirilmektedir. Bunun yanında, yeni yönetim
anlayışının temelini oluşturan stratejik yönetim, üst düzey yöneticilerin görev
ve yetki tanımında değişiklikleri de gerektirmektedir. Bu nedenle bakanların
görev ve yetkileri tanımlanırken bu hususlar da gözönünde bulundurulmuştur.
Maddede
ayrıca, bakanların, bakanlığı ile bağlı ve ilgili kuruluşlarını Anayasaya,
kanunlara, hükümet programına ve Bakanlar Kurulu tarafından belirlenen politika
ve stratejilere uygun olarak yöneteceği ve denetleyeceği hükme bağlanmaktadır.
Bakanlığının,
bağlı ve ilgili kuruluşlarının görev alanına giren hususlarda politika ve
stratejiler geliştirmek, bunlara uygun yıllık amaç ve hedefler oluşturmak,
performans ölçütlerini belirlemek, bakanlık bütçesini hazırlamak ve gerekli
yasal ve idari düzenlemeleri yapmak veya yaptırmak da bakanın görev ve yetki
alanına girmektedir. Ayrıca, belirlenen stratejiler, amaçlar ve performans
ölçütleri çerçevesinde uygulamanın koordinasyonu, izlenmesi ve
değerlendirilmesi de bakanların görevlerindendir.
Bakanların
koordinasyon görevi sadece bakanlık içi ve bağlı kuruluşları arasında değil,
bakanlığın görev alanına giren konularda diğer bakanlıklar ile tüm kamu kurum
ve kuruluşlarını, hatta sivil toplum kuruluşlarını da kapsamaktadır.
Madde 15- Bir bakanlıkta bakandan sonraki en
yüksek hiyerarşik amir müsteşardır. Müsteşar, bakanın en yakın yardımcısı ve
danışmanı olarak bakanlık hizmetlerini bakan adına, onun emir ve direktifleri
doğrultusunda mevzuat hükümlerine, bakanlığın amaç ve politikalarına, stratejik
planına uygun olarak düzenlemekten ve yürütmekten sorumlu kişidir. Müsteşar, bu
görevini yerine getirmek için bakanlık kuruluşlarına gerekli emirleri vermek ve
bunların uygulanmasını sağlamakla yükümlüdür. Maddede, müsteşarın bu
hizmetlerin yürütülmesinden bakana karşı sorumlu olduğu da hükme
bağlanmaktadır.
Madde 16– Bakanlıklar,
yeni kamu yönetimi anlayışına uygun olarak ikili bir ayırım içinde
değerlendirilmiştir.
Merkezi
idare, kamu hizmetlerinin büyük bir çoğunluğunu hem merkezi hem de mahalli
düzeyde doğrudan kendisi yerine getirmekte ve mahalli düzeydeki hizmetleri
illerde ve ilçelerde kurulan taşra teşkilatı eliyle yürütmektedir.
Genel
gerekçede de açıklandığı üzere, merkezi idarenin zaman içerisinde bir çok görev
ve yetkiyi üstlenmek suretiyle aşırı bir şekilde büyüdüğü ve buna bağlı olarak
hantallaşıp etkililiğinin azaldığı bilinmektedir. Yapılan bu ayrım ile bir
yandan mahalli idarelerin uygulama kapasiteleri artırılırken, diğer yandan
ayrıntılardan kurtulmuş ve günlük uygulamalardan soyutlanmış merkezi idarenin,
asli işlevlerine dönerek strateji geliştirme ve denetleme alanında yoğunlaşması
amaçlanmıştır.
Maddenin
uygulanmasıyla, yerinden yönetim, katılım, hizmetin vatandaşa en yakın birim
tarafından yerine getirilmesi, kamuoyu denetimi gibi ilkelerin hayata
geçirilmesi; maliyetlerin düşürülmesi, kamu hizmetlerinde etkililik ve
verimliliğin sağlanması mümkün olacaktır.
Merkezi
idarenin taşra teşkilatı eliyle yerine getirdiği bazı hizmetlerin mahalli
idarelere devredilmesiyle birlikte, artık bazı bakanlıkların taşra teşkilatına
gerek kalmamaktadır. Bu nedenle, bakanlıklar yeni anlayışa uygun olarak taşra
teşkilatı olan ve olmayan bakanlıklar olarak ikiye ayrılmaktadır.
Kanunun
ekinde (I) sayılı cetvelde tüm bakanlıkların sayıldığı listeye yer verilmiş; bu
bakanlıklardan taşrada teşkilat kuramayacak olanlar ise (II) sayılı cetvelde
belirlenmiştir. Böylece (II) sayılı cetvelde yer alan bakanlıklar bu Kanunun
yürürlüğe girmesinden sonra taşra teşkilatı kuramayacaklar ve taşrada mahalli
düzeyde doğrudan hizmet yerine getiremeyeceklerdir. (I) sayılı cetvelde yer
alan bakanlıklardan ise Adalet Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, İçişleri
Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı taşra teşkilatı kurarak, bu teşkilatı eliyle bazı hizmetleri
yerine getirebileceklerdir.
Madde 17-
Maddede
bakanlıkların merkez teşkilatının kurulmasında uyulması gereken esas ve usuller
belirlenmektedir.
Bakanlıkların
anahizmet, danışma ve yardımcı hizmet birimlerinin kurulması, kaldırılması,
görev, yetki ve sorumlulukları kanunla düzenlenecektir. Kanunla düzenleme
zorunluluğu bir yandan Anayasanın bir gereği iken, diğer taraftan kanun
dışındaki düzenlemeler idari tasarruflar olduğundan, merkezi idarenin üst düzey
birimlerinin bu gibi tasarruflarla mahalli idarelere veya diğer kamu kurum ve
kuruluşlarına verilen yetki, görev ve sorumlulukları kendilerinde toplamasının
da önüne geçilmiş olmaktadır.
Bir
bakanlığın anahizmet birimlerinden önemli görülen bazı alanlarda bağlı kuruluş
statüsünde kurumlar oluşturulmasına imkan verildiğinden, kaynak kullanımında ve
hizmetlerin yerine getirilmesinde etkinlik ve verimliliğin sağlanabilmesi ve
yetki karmaşasının önlenebilmesi için bağlı ve ilgili kuruluşlar eliyle
yürütülen hizmetler nedeniyle ayrıca bakanlık merkez teşkilatında birimler
oluşturulması engellenmektedir.
Kamu
yönetiminde, hizmetlerin daha hızlı görülmesinde olumlu katkıları olan yatay
örgütlenme yerine, hantallığa ve iş ve işlemlerin süreçlerinin uzamasına yol
açan dikey örgütlenmeler yaygınlık kazanmıştır. Bu durum, kamu yönetiminde
verimliliğin önündeki en önemli engellerden biri olan hiyerarşik kademelerin
çoğalmasına yol açmaktadır. Bu nedenle, 28 inci maddede hem hiyerarşik
kademeler azaltılmış, hem de yeni hiyerarşiler oluşmasının engellenmesi için bu
maddede tadadi bir şekilde sayılan kademeler dışında yeni kademeler
oluşturulması yasaklanmıştır. Bununla birlikte, kurum ve kuruluşların tepe
noktasında bulunan yöneticilerin aynı zamanda kurumu temsil etmeleri nedeniyle,
bunların idari görevleri yanısıra protokole ilişkin görevleri de bulunmakta,
bazı durumlarda bu görevler yöneticilerin zamanlarının önemli bir bölümünü
işgal etmektedir. Ayrıca, bu yöneticilerin izin, görev gibi nedenlerle
görevlerinin başında bulunmadığı durumlarda, yerlerine vekil bırakılması
gerekmektedir. Vekaletin kurumdaki herhangi bir birimin başında bulunan
yöneticilere bırakılması halinde bütüncül bakış kaçırılabilmektedir. Bu gibi
nedenlerden dolayı sadece en üst amir durumundaki kişiler bakımından
yardımcılık müessesesinin devamında yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda, birim ve personel
sayısı dikkate alınarak bakanlıklardan sadece merkez teşkilatı bulunanlar ile
müsteşarlık şeklinde kurulan bağlı kuruluşlarda en çok üç; diğer bakanlıklarda
en çok beş müsteşar yardımcılığı; başkanlık ve genel müdürlük şeklinde kurulan
bağlı ve ilgili kuruluşlarda en çok üç başkan yardımcılığı ve genel müdür
yardımcılığı kadrosu ihdas edilebilmesine imkan tanınmaktadır.
Madde 18-
Maddede
bakanlık merkez teşkilatının yapısı düzenlenmektedir. Bir kuruluşun teşkilat
yapısı oluşturulurken bütüncül bir yaklaşıma uygun olarak kuruluşun varlık
nedenini gerçekleştirmek için bulunması zorunlu birimler ile bu birimlerin
çalışmasını kolaylaştıran birimler birlikte düşünülmelidir. Bu nedenle,
bakanlık merkez teşkilatında anahizmet birimleri, danışma birimleri ve yardımcı
hizmet birimleri şeklinde bir yapılanma öngörülmüştür. Buna göre; bakanlığın
sorumlu olduğu hizmetlerin yürütülmesini sağlamak üzere anahizmet birimleri,
bakana ve anahizmet birimleri ile bağlı ve ilgili kuruluşlara teknik, planlama,
araştırma-geliştirme, hukuki ve mali konularda yardımcı olmak üzere danışma
birimleri, bakanlığın insan kaynakları ve destek hizmetlerini yerine getirmek
üzere yardımcı hizmet birimlerinin kurulması öngörülmektedir.
Bazı
bakanlıklarda, temel görev ve hizmetlerinin gereği olarak, kurum dışı işyeri,
mükellef veya üçüncü kişi ve kuruluşlara yönelik olmak üzere denetim görevinin
sürdürülmesinde zorunluluk bulunmaktadır. Ayrıca, mahalli idarelere yönelik
olarak Anayasa ve kanunlarda öngörülen müdahale, onay, izin gibi hususlarda
görev yapmak üzere bir birime ihtiyaç bulunmaktadır. Bu birimler tarafından
gerçekleştirilecek denetimlerde rehberlik boyutu önem taşımaktadır. Bu
nedenlerle söz konusu ihtiyaçların karşılanması amacıyla maddede sayılan
bakanlıklarda, anahizmet birimi şeklinde rehberlik ve denetim birimleri
oluşturulabilmesi öngörülmektedir. Diğer taraftan, yargı hizmetlerinin niteliği
ve Anayasal zorunluluk nedeniyle hakim ve savcıların denetimi için öngörülen
hükümler saklı tutulmaktadır.
Madde 19- Maddede bakanlığın anahizmet
birimlerinin kuruluş nedeni belirlenmektedir. Buna göre, bir bakanlığın sorumlu
olduğu temel hizmet ve görevler anahizmet birimleri tarafından yerine
getirilecektir. Anahizmet birimleri dışındaki bakanlık hizmet birimleri bu
nitelikteki görevleri yerine getiremeyeceklerdir.
Madde 20- Bakanlık merkez teşkilatında
kurulacak hizmet birimlerinden bir bölümü de danışma birimleridir. Bu birimler,
bakanlığın sorumlu olduğu temel hizmetlerin yerine getirilmesinde bakana ve
anahizmet birimleri ile bağlı ve ilgili kuruluşlara yardımcı olmak, bu
hizmetlerle ilgili politika, standart ve hedeflerin belirlenmesi, planlanması,
koordinasyonu ve denetiminin sağlanması görevlerini yapmak üzere kurulacak
Strateji Geliştirme Başkanlığı, Hukuk Müşavirliği ve Basın ve Halkla İlişkiler
Müşavirliğidir.
Bu birimler
dışında, gerekli görülmesi halinde 33 üncü maddede belirlenen esaslar
çerçevesinde bakanlık müşavirliği kadrosu da ihdas edilebilecektir.
Bakanlığa
bağlı kuruluşların merkez teşkilatında ise ihtiyaç duyulması halinde Strateji
Geliştirme Daire Başkanlığı, Hukuk Müşavirliği ile Basın ve Halkla İlişkiler
Müşavirliği kurulabilecektir.
Madde 21– Bakanlık merkez teşkilatında
anahizmetlerin ve diğer hizmet birimlerinin iş ve işlemlerinin yapılabilmesine
yardımcı olmak ve bakanlıkta çalışanların özlük hakları, eğitimleri, idari ve
mali işleri gibi görevleri yürütmek üzere yardımcı hizmet birimleri kurulması
öngörülmüştür. Bu birimler bakanlık makamının çalışma programını düzenlemek
üzere Özel Kalem Müdürlüğü, insan kaynaklarının yönetimini yürütmek üzere İnsan
Kaynakları Daire Başkanlığı (taşra teşkilatı kurabilen bakanlıklar bakımından
Genel Müdürlük) ve bakanlığın idari ve mali işleri ile güvenlik işlerini
yürütmek üzere Destek Hizmetleri Daire Başkanlığı şeklinde belirlenmiştir.
Bağlı
kuruluşların merkez teşkilatında ise Özel Kalem Müdürlüğü hariç diğer iki
yardımcı hizmet biriminin kurulmasına imkan tanınmıştır.
Madde 22- Merkezi idare tarafından yerine
getirilen hizmetlerin çoğunun mahalli idarelere devredilmesinin öngörülmesi
sebebiyle, taşra teşkilatı mahalli idarelere devredilen bakanlıkların taşrada
teşkilatlanarak doğrudan hizmet yerine getirmelerine gerek kalmamaktadır.
Ancak, bazı bakanlıkların görev ve hizmetleri ulusal düzeyde örgütlenmeyi de
gerektirdiğinden bunların taşra teşkilatı kurmaları da gerekmektedir. Ayrıca,
bağlı kuruluşların da taşra teşkilatı kurabilecekleri dikkate alındığında,
teşkilatlanma usul ve esaslarının yeni kamu yönetimi anlayışına uygun bir
şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Maddede taşra teşkilatı kurabilecek
bakanlıklar bakımından kuruluşa ilişkin esaslar belirlenmektedir.
Taşra
teşkilatı kurabilecek bakanlıklar bunları il valisine bağlı il müdürlüğü ve
ihtiyaç duyulan ilçelerde kaymakama bağlı ilçe müdürlüğü şeklinde kurmak zorundadırlar.
Taşra
teşkilatında tek bir model öngörülmemiş, nüfus durumu, sosyal ve ekonomik
şartlar ile görev ve hizmetin niteliğine göre farklı tip ve statüde taşra
teşkilatı kurulması mümkün hale getirilmiştir. Bu anlamda, mesela bazı illerde
sadece il düzeyinde bir müdürlük kurulurken, bazı illerde il müdürlüğü yanında
ilçe müdürlükleri de kurulabilir. Yine, mesela bazı illerde il müdürlüğü
şeklinde bir örgütlenme yapılabilirken, bazı illerde ise sadece bölge
müdürlüğüne bağlı şube müdürlüğü düzeyinde örgütlenme gerçekleştirilebilir.
Prensip
olarak, bakanlık veya bakanlıklara bağlı kuruluşların bir il veya ilçede ayrı
ayrı taşra teşkilatı kurmaları yerine, kurulacak tek bir taşra teşkilatı çatısı
altında birleşmeleri esası benimsenmiştir.
Kamu hizmetlerinin
zorunlu kıldığı hallerde, birden çok ili kapsayan alanlarda, sürekli veya
geçici nitelikte olmak üzere kanunla taşra teşkilatı kurulabilmesi de
öngörülmektedir. Ancak, bölge düzeyinde teşkilatlanan bakanlıkların illerde,
illerde teşkilatlanan bakanlıkların ise bölge düzeyinde teşkilatlanmaları
engellenmektedir. Bölge kuruluşları dışındaki taşra teşkilatı, ihtiyaç durumuna
göre Bakanlar Kurulu kararı ile kurulacak, kaldırılacak veya değiştirilecektir.
Madde 23– Bakanlık ve diğer kamu kurum ve
kuruluşlarının yurt dışında çok sayıda teşkilat kurdukları ve bunların rasyonel
esasa dayanmadığı konularında çeşitli
eleştiriler yapılmaktadır. 1997 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılan
bir Meclis araştırmasında da bu eleştirileri haklı gösteren sonuçlara
ulaşılmıştır.
Bu
eleştiriler dikkate alındığında, bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve
kuruluşlarının yurt dışında teşkilatlanması konusunun yeniden düzenlenmesi
ihtiyacı ortaya çıkmaktadır.
Yapılan
düzenleme ile Dışişleri Bakanlığı ve TİKA Başkanlığı dışındaki bakanlık, kurum
ve kuruluşlar yurtdışı hizmetlerini yerine getirmek için yurtdışı teşkilatı
kuramayacaklardır. Bu hizmetler ilgili bakanlık ve kurum personelinin Dışişleri
Bakanlığı kadrolarına belirli süreli olarak görevlendirilmesi suretiyle
yürütülecektir. Bu hizmetlerin özel uzmanlık gerektirmesi nedeniyle, bu
kadrolara sadece ilgili kurum veya kuruluş personelinin görevlendirilmesi
öngörülmektedir. Böylece, yurtdışı hizmetlerinin bütünlük içinde ve etkin bir
şekilde yönetilmesi amaçlanmaktadır.
Madde 24- Maddede bağlı kuruluşların tanımı
yapılmaktadır. Buna göre, bağlı kuruluşlar, bir bakanlığın hizmet ve görev
alanına giren anahizmetlerden özel önemi bulunanları yürütmek üzere kanunla
kurulan kuruluşlardır. Dolayısıyla, esasında bağlı kuruluşlar bir bakanlığın
anahizmet birimi olarak da teşkilatlanabilecek kuruluşlardır.
Madde ile,
ayrıca, Başbakanlığa bağlı olanların dışında müsteşarlık şeklinde bağlı kuruluş
kurulamaması öngörülmektedir.
Bazı
hizmetlerin yerine getirilebilmesi bakımından bağlı kuruluşların taşrada
teşkilatlanması gerekebilir. Bu nedenle, bu kuruluşların taşra teşkilatı
kurabilmelerine imkan tanınmaktadır. Ancak, bağlı kuruluşların tamamının değil,
taşra teşkilatı kurmaları zorunlu olanların bunları kurmalarına imkan sağlanmış
ve bu amaçla bağlı kuruluşların taşra teşkilatının zorunlu ve istisnai hallere
münhasır olarak ancak kanunla kurulabileceği hükme bağlanmıştır.
Kamu
yönetiminde teşkilatlanma bakımından bu zamana kadar yaşanan deneyimler,
kurumların hem dikey örgütlenme, hem de aynı kurum için gereksiz yere birden
fazla örgütlenme yoluna gidildiğini göstermektedir. Bu anlamda, mesela bağlı
kuruluşlar hem bölge düzeyinde örgütlenmişler, hem de il düzeyinde
örgütlenmişlerdir. Bunun gibi yeni gereksiz örgütlenmelerin önüne geçebilmek
için bağlı kuruluşların taşra teşkilatı bakımından bir sınırlama daha
getirilmekte ve bölge düzeyinde teşkilatlananların il düzeyinde, il düzeyinde
teşkilatlananların ise bölge düzeyinde teşkilatlanmaları önlenmektedir.
Bağlı kuruluşların anahizmet,
danışma ve yardımcı hizmet birimleri, hizmet özelliklerine göre 18 inci madde
ile bakanlık merkez teşkilatına ilişkin diğer hükümler gözönünde bulundurularak
teşkilat kanunlarında belirlenecektir.
Madde 25- Türk kamu yönetiminde bağlı kuruluş
kapsamında değerlendirilemeyen bir idari birim çeşidi de ilgili kuruluş olarak
tanımlanan kurum ve kuruluşlardır. Bunlar iktisadi devlet teşekkülleri ve kamu
iktisadi kuruluşlarından oluşan kamu iktisadi teşebbüsleri ya da özel hukuki,
mali ve idari statüye tabi diğer kuruluşlardır.
Bu
kuruluşlar, merkezi idare ile mahalli idarelere dahil kuruluşlara
benzemedikleri için ayrı bir kategori olarak değerlendirilmekte ve bunların
görev, yetki ve sorumlulukları ile teşkilatlanmalarına ilişkin esaslar kuruluş
kanunlarına veya statülerine bırakılmaktadır. Ancak, ilgili kuruluşlar için,
özellikleri nedeniyle teşkilatlanma bakımından bağlı kuruluşlardan farklı
esaslar da öngörülmüştür.
Bu
kuruluşların anahizmet, danışma ve yardımcı hizmet birimleri, bu Kanunda belirlenen
hiyerarşik kademeler ile bakanlık merkez ve bağlı kuruluşlarının
teşkilatlanmalarına ilişkin diğer hükümler gözönünde bulundurularak hizmet
özelliklerine göre belirlenecektir. Ayrıca, müsteşarlık şeklinde ilgili kuruluş
kurulamayacağı öngörülmek suretiyle 24 üncü maddede bağlı kuruluşlar için
getirilen sınırlama bunlar için daha geniş bir şekilde hükme bağlanmaktadır.
Madde 26- Türk idari sisteminde 1980’li
yıllardan itibaren görülmeye başlayan ve özellikle 2000’li yıllarda sayıları
giderek artan bir yapılanma şekli de düzenleyici ve denetleyici kurumlar veya
özerk idari otoriteler olmuştur. Ancak, bu kurumların merkezi idare ile olan
ilişkileri ne bağlı kuruluşlara ne de ilgili kuruluşlara benzemektedir. Bu
nedenle, bunlar üçüncü bir kategori olarak ilişkili kuruluşlar şeklinde
adlandırılmaktadır.
Bu
kurumların temel özellikleri; çalışmalarında herhangi bir merkezi kuruluşla
hiyerarşik ilişkilerinin olmaması, idari ve mali özerkliğe sahip olmaları,
belirli alanlarda düzenleme ve denetleme yetkilerinin bulunmasıdır.
Bu kurumlar,
ancak kanunla kurulabilir ve ilişkili olduğu bakanlık kuruluş kanununda
belirtilir.
Madde 27- Bu Kanunun getirdiği sistemde, kamu
kurum ve kuruluşlarının stratejik yönetim anlayışına geçmesi benimsenmiştir.
Böylece, günlük sorunların çözülmesi ve geçmişin denetlenmesi yaklaşımından
geleceğin planlanması ve sonuç odaklı bir yönetim yaklaşımına geçilmiş
olacaktır. Bu amaçla, kurum ve kuruluşların stratejilerini ve politikalarını
geliştirmek; amaç ve hedeflerini, performans ölçütlerini ve hizmet kalite
standartlarını belirlemek; kurumun faaliyet sonuçlarını periyodik olarak gözden
geçirmek ve değerlendirmek; gerekli tedbirleri önermek üzere Strateji
Geliştirme Kurullarının kurulması öngörülmektedir.
Kurum ve
kuruluşların stratejileri ve politikaları, kurum içi ve dışı ilgili tüm
tarafları kapsayacak bir yaklaşım içinde iyi yönetişim ilkeleri doğrultusunda
oluşturulacaktır. Bu nedenle, kurul bakanlık müsteşarının başkanlığında,
bakanlık birimlerinin yöneticilerinden oluşturulurken; çalışmalarında konu ile
ilgili bilim adamları, uzman kişiler, kamu kurumu niteliğindeki meslek
teşekkülleri ve sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinden de yararlanacaktır.
Ayrıca, bu
madde ile Strateji Geliştirme Kurulu dışında, bakanlıklarda ve bağlı
kuruluşlarda faaliyet alanıyla ilgili başka sürekli kurullar oluşturulmasına da
imkan tanınmaktadır.
Madde 28- Türk kamu yönetiminin en çok
eleştirilen özelliklerinden biri de hiyerarşik kademelerin çokluğudur. Dikey
örgütlenme modelinin doğal sonucu olarak çok sayıda (bir bakanlık örgüt
yapısında dokuz basamak) hiyerarşik kademe oluşmuştur. Bu durum, kamu
yönetiminde sadece bürokrasinin artması ve iş ve işlemlerin yavaş yürümesine
değil, aynı zamanda katılaşma ve eşgüdüm sorunları çıkmasına yol açmıştır.
Modern örgütlenme modelinde ise yatay ve esnek yapılara ihtiyaç duyulmaktadır.
Bu tür örgütlenmelerde hiyerarşik kademeler en aza inmekte, iş ve işlemlerin
yapılma süreci kısalmaktadır. Bu düşünceden hareketle madde ile hiyerarşik
kademelerin azaltılması yolu tercih edilmiş, farklı düzeylerdeki idari birimler
için farklı hiyerarşik kademeler belirlenmiştir.
Bakanlık
merkez teşkilatında genel müdürlük ve kurul başkanlıklarının altındaki daire
başkanlıkları kaldırılmış, sadece taşra teşkilatı kurabilen bakanlıklar
bakımından gereken hallerde bu birimlerin kurulmasına izin verilmiştir.
Kurum veya
kuruluşun özelliğinden dolayı maddede öngörülen teşkilatlanma modeli ve
hiyerarşik kademelere uygun düşmeyecek olan Dışişleri Bakanlığı, Milli Güvenlik
Kurulu Genel Sekreterliği, Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı ve ilişkili
kuruluşlar bu maddede öngörülen hiyerarşik kademe ve unvanlara ilişkin
hükümlerden istisna tutulmuştur. Bu kurum ve kuruluşların hiyerarşik kademe ve
unvanları bu Kanundaki temel yaklaşıma uygun bir anlayışla kuruluş kanunlarında
düzenlenecektir.
Madde 29- Bakanlıkların merkez, taşra ve
yurtdışı teşkilatı ile bağlı ve ilgili kuruluşların kurulma işleminin ne zaman
tamamlanacağı düzenlenmektedir. Buna göre bu kuruluşlar genel hükümlere göre kadro
alma işlemini tamamladıklarında kurulma işlemleri de tamamlanmış olacaktır.
Madde 30- Kurum ve
kuruluşlar stratejik yönetim ilkelerine göre yönetileceği için, bu yaklaşımda
ihtiyaç duyulan çalışmaları yapmak ve Strateji Geliştirme Kurulunun sekreterya
hizmetlerini yürütmek üzere danışma birimi olarak Strateji Geliştirme
Başkanlıkları kurulması öngörülmektedir.
Maddede
Strateji Geliştirme Başkanlıklarının görevleri sayılmıştır. Halen kamu kurum ve
kuruluşlarının bilgi işlem birimlerince yerine getirilmekte olan görev ve
hizmetlerden yönetim sistemlerinin geliştirilmesine yönelik olanlar Strateji
Geliştirme Başkanlığının görev alanına alınarak satın alma, onarım ve işletim
gibi görevlerin destek hizmetleri birimine bırakılması öngörülmüştür.
Madde 31-
Bakanlıklarda
danışma birimi olarak öngörülen bir birim de hukuk müşavirlikleridir.
Bakanlıkla ilgili adli ve idari davalarda gerekli bilgileri hazırlamak, taraf
olduğu idari davalarda bakanlığı temsil etmek veya hizmet satın alınması
yoluyla temsil ettirilen davalar bakımından vekalet sözleşmesi yapılan
avukatları koordine etmek üzere görevlendirilen hukuk müşavirlikleri, aynı
zamanda bakanlıkla ilgili hukuki konularda görüş ve öneriler geliştirecek ve
bakanlık çıkarlarını korumak için gerekli önleyici hukuki tedbirleri alacaktır.
Kamu
kurumlarında dava sayılarının giderek artması ve niteliklerinin uzmanlaşmayı
gerekli kılması nedeniyle hizmet satın alması yönteminin kullanılması ihtiyaç
haline gelmiştir. Bu nedenle, kadrolu avukatların yetersiz olduğu durumlarda
hizmet satın alınması yöntemiyle serbest çalışan avukatlardan yararlanılması
kamuya önemli yararlar getirecektir.
Madde 32– Bakanlıkların basınla ve halkla
ilişkilerini planlamak ve buna ilişkin faaliyetlerini yürütmek üzere Basın ve
Halkla İlişkiler Müşavirlikleri kurulmuştur.
Madde 33–
Bakanlıklarda
önem ve öncelik taşıyan konularda bakanlık makamına yardımcı olmak ve düşünce
ve önerilerinden yararlanılmak üzere, bakanlık makamına bağlı olarak bakanlık
müşavirleri bulunabilmesi öngörülmektedir.
Bakanlık
müşavirlerinin gerekli olup olmadığı ve yirmiyi geçmeyecek şekilde sayıları
bakanlıkların kuruluş kanunlarında belirlenecektir.
Madde 34–
Bakanlıklarda
bakanın çalışma programını; resmi ve özel yazışmalarını; protokol ve tören
işlerini düzenlemek, yürütmek ve bakanın vereceği diğer işleri yapmak üzere
Özel Kalem Müdürlüğü kurulması hükme bağlanmaktadır.
Madde 35– Modern yönetim anlayışında
kurumlarda çalışanların sadece verili niteliklere sahip personel olmaktan
çıkarılıp, niteliklerinin sürekli olarak geliştirilebileceği ve dolayısıyla
performanslarının artırılabileceği bir insan kaynağı anlayışına geçilmesi
hedeflenmektedir. Bu nedenle, bakanlıklarda, bu işlevleri yerine getirmek üzere
personel birimi yerine İnsan Kaynakları Daire Başkanlığının kurulması
öngörülmüştür.
Maddede
ayrıca insan kaynakları daire başkanlığının görevleri sayılmıştır.
Madde 36-
Yeni kamu
yönetimi anlayışına uygun olarak yardımcı hizmet birimlerinde benzer hizmetleri
yapan birimler biraraya toplanarak Destek Hizmetleri Daire Başkanlığı kurulması
öngörülmüştür.
Destek
Hizmetleri Daire Başkanlığı bakanlığın kuruluş amacını gerçekleştirmek üzere
çalışan hizmet birimlerine destek hizmetlerini vermekle yükümlüdür.
Maddede bu
daire başkanlığının görevleri de sayılmıştır.
Madde 37– Bakanlık bağlı ve ilgili
kuruluşlarının danışma ve yardımcı hizmet birimlerinin görevlerinin tek tek
sayılması yerine, bakanlık merkez teşkilatındaki benzer birimlerin görevlerinin
esas alınarak düzenleneceği öngörülmüştür. Bu kapsamda, bağlı ve ilgili
kuruluşların danışma ve yardımcı hizmet birimleri ile görevleri kuruluş
mevzuatlarında bakanlık merkez teşkilatındakine benzer şekilde düzenlenecektir.
Madde 38- Kanunun
üçüncü kısmı kamu yönetiminde denetime ayrılmıştır. Bu kısımda kamu yönetimindeki
geleneksel denetim uygulamaları köklü bir şekilde değiştirilmeye
çalışılmaktadır.
Herşeyden
önce, bu maddede denetimin amacı yeniden belirlenmekte ve denetimde rehberlik,
eğitim ve danışmanlık yaklaşımı öne çıkarılmaktadır. Böylece kamu yönetiminde
hataları bulmak değil, onları ortaya çıkmadan önlemek, iyi uygulamaları
yaygınlaştırarak kamu yönetiminin sistem ve süreçlerinin geliştirilmesini
sağlamak ve çalışanları geliştirmek suretiyle performanslarını artırmak mümkün
olacaktır.
İkinci
olarak, kamu yönetiminde denetimin kapsamı da yeniden tanımlanarak
zenginleştirilmektedir. Buna göre, kamu yönetiminde sadece iş yapma süreçleri
veya çalışanların eylem ve işlemlerinin mevzuata uygunluğu değil; aynı zamanda
kurumun stratejilerine dayalı olarak geliştirilen kurumsal ve kişisel amaç ve
hedeflere, hizmetin kalite standartlarına, kısaca faaliyet sonuçlarına göre
değerlendirme hususuna da vurgu yapılmaktadır. Bundan böyle hem kurum ve
kuruluşlar, hem yöneticiler, hem de çalışanlar sadece mevzuata uygunluk değil,
aynı zamanda performanslarına göre de değerlendirmeye tabi tutulacaklardır.
Böylece, kişileri denetleme anlayışından işi geliştirme sürecine geçilmesi
amaçlanmaktadır.
Son olarak,
yönetimin önceden belirleyeceği başarı ölçütleri ile faaliyet sonuçlarının
mukayese edilerek düzeltici tedbirlerin alınması esası getirilmektedir. Bu
amaçla, periyodik olarak faaliyet raporlarının hazırlanması, saydamlık ilkesine
uygun olarak ilgililere ulaştırılması gerekmektedir. Böylece, yöneticilerin ve
yargı organlarının yapacağı denetimin yanında kamuoyunun denetimine de işlerlik
kazandırılmış olacaktır. Ayrıca, kurum ve kuruluşların bütçelerinin
oluşturulması ve kaynak tahsisi de performanslarına ve rasyonel esaslara
bağlanacaktır.
Madde 39- 38 inci
maddenin gerekçesinde de kısmen ifade edildiği gibi, geleneksel olarak
yürütülen denetimin kapsamı yeniden ele alınmakta ve buna performans denetimi
eklenmektedir. Stratejik yönetim ve stratejik planlamanın esas olduğu bir kamu
yönetimi anlayışında doğal olarak performans denetiminin de yapılması
kaçınılmazdır. Ayrıca, bu denetimlerin tanımı yapılmaktadır. Denetim işlevi
öncelikle iç ve dış denetim olarak ikiye ayrılmıştır.
Bu maddede
kullanılan kavramlardan;
“Performans”
kavramı, kamu kurum ve kuruluşlarının hizmet üretiminde ekonomiklik, verimlilik
ve etkililik düzeyini;
“Ekonomiklik”
kavramı, hizmetin gerekliliğini, yerindeliğini ve uygun kaliteyi dikkate
alarak, faaliyetler için kullanılan her türlü kaynağın (mali kaynaklar, insan
kaynakları, bilgi ve teknoloji, bina, demirbaş ve hizmetin yerine getirilmesi
için kullanılan diğer girdiler) maliyetinin en aza indirilmesini;
Daha önce de
tanımlanan ve bu maddedeki bütünlük bakımından bir kez daha vurgulanması
yararlı görülen “Etkililik” kavramı, hedeflere ulaşma düzeyini ve bir
faaliyetin planlanan sonucu ile gerçekleşen fiili durum arasındaki oranı;
“Verimlilik”
kavramı, mallar, hizmetler ve diğer sonuçlar (çıktılar) ile bunların üretiminde
kullanılan kaynaklar (girdiler) arasındaki ilişkiyi;
“Verimli bir
faaliyet” aynı girdi ile en çok çıktının elde edilmesi veya aynı çıktının en az
girdi ile uygun kalite dikkate alınarak sağlanmasını;
“Performans
ölçütü” kavramı, kurumun başarısı değerlendirilirken gözönüne alınması gereken
kıstasları;
“Performans
hedefi” kavramı, ulaşılacak kabul edilebilir, ölçülebilir hedef ve
standartları;
“Performans
göstergesi” kavramı, hedef ve standartlara karşı ulaşılan sonuçları,
ifade
etmektedir.
Madde 40- Denetimin
amacı, kapsamı ve yöntemi ile ilgili olarak getirilen yeniliklere bağlı olarak
denetimi yapacak kişi ve kurumlarla ilgili yeni düzenleme yapma ihtiyacı ortaya
çıkmıştır.
Genel
gerekçede de belirtildiği üzere, günümüzde yönetimin kalitesi denetimin
kalitesiyle yakından ilişkili hale gelmiş; ancak ülkemizde arzu edilen
nitelikte bir denetim sistemi oluşturulamamıştır. Halen kurallara uygunluğa ve
geçmişe yönelik olarak, hedeflerden ve performans göstergelerinden yoksun
şekilde gerçekleştirilen denetim etkili olamamaktadır. Çok sayıda olması
nedeniyle kimi zaman çakışan ve hata bulmaya
yönelik olan bu denetim anlayışı sonucunda yöneticiler iş yapamaz hale
getirilirken israf ve yolsuzluklara da engel olunamamaktadır.
Yeni denetim
sistemi, kişilerin denetlenmesi yerine iş, süreç ve sonuçların denetlenmesine
dayanmaktadır. Yapılan düzenlemeyle, denetim sistemi performans esaslı ve iç
denetim boyutu güçlendirilmiş hale getirildiğinden denetimi yapacak olanların
örgütlenme yapılarının da değişmesi gerekmektedir.
İç denetim,
kurumun bütün yöneticileri veya üst yöneticisinin görevlendireceği iç denetim
elemanlarınca yapılacaktır. Yöneticiler, kurumun hedeflerine bağlı olarak
faaliyet sonuçlarını ve başarısını izlemek ve geliştirmekle yükümlüdür. Bu
kapsamda yöneticiler, her zaman kurumlarının eylem ve işlemlerinin hukuka ve
belirlenen hedeflere uygunluğunu denetlemek için kurum içinden personel
görevlendirebilecektir.
Dış denetim,
mali denetim ve performans denetimi olarak kanunla belirlenecek usul ve esaslar
çerçevesinde Sayıştay tarafından yapılacak veya yaptırılacaktır. Bazı kamu
hizmetlerinin mahalli idarelere devri ile beraber denetimin de mahallinde
yapılması gerekmektedir. Bu amaçla, Sayıştayın bölge düzeyinde örgütlenmesine
imkan tanınarak; denetim hizmetlerini yürütecek elemanların, denetlenecek olan
kurumlara yakınlığını sağlamak ve denetimin verimliliğini artırmak
amaçlanmaktadır.
Madde 41- Kamu yönetiminin işleyişinde ve
denetlenmesinde uyulması gereken temel ilkelerden biri de saydamlığın, hesap
verebilirliğin sağlanması ve halkın bilgi edinme hakkını kullanmasının
sağlanmasıdır.
Kamu
yönetiminde saydamlık, yolsuzluk ve usulsüzlüklerin önlenmesi, kamuoyu
denetiminin daha etkili hale getirilmesi ve çevre ile kamu kurum ve
kuruluşlarının arasındaki etkileşimin güçlendirilmesi için önemli bir araçtır.
Bilindiği gibi, kamu halka ait oluşu ve halka karşı sorumlu bir alanı ifade
eder. Bu nedenle, kamu yönetimi esas itibariyle halkın yönetimidir ve halkın
ortak değerlerini, görüşlerini ve taleplerini hizmetlerine yansıtmak
durumundadır.
Kamu
yönetiminde saydamlığın hayata geçirilebilmesi için başlıca iki yöntem
kullanılır. Bunlardan birincisi, kamunun ürettiği temel nitelikteki karar ve
bununla ilgili her türlü belge ve bilgi ile faaliyet ve denetim raporlarının
aleni hale getirilmesidir. İkincisi ise alınacak kararlarla ilgili çevrelerin
katılımının sağlanmasıdır. İyi yönetişim yapan idarelerin ve toplumların
yönetimde daha başarılı sonuçlar aldığı bilinmektedir. İyi yönetişimin
sağlanmasının temel ögesi de kamuoyuna bilgi edinme hakkının tanınmasıdır.
Böylece kamu
kurumları üzerinde daha etkili ve çok yönlü denetim uygulama imkanı sağlanmış
olacaktır.
Maddede
bilgi edinme hakkı ve dolayısıyla saydamlığın sağlanmasına yönelik hükümler
öngörülmüştür.
Madde 42-
Daha önce de açıklandığı
gibi, yeni kamu yönetimi anlayışında denetime çok önem verilmekte ve bu
denetimin de daha çok doğrudan halk tarafından yapılmasına yönelik mekanizmalar
geliştirilmektedir. Bu çerçevede mahalli idareler bakımından bir halk denetimi
aracı olarak mahalli idareler halk denetçiliği sistemi getirilmektedir.
Ülkemizde
uzun yıllardır kurulması yönünde tartışmaların yaşandığı ombudsmanlık sistemi,
bu Kanunla ilk kez mahalli idareler bakımından öngörülmektedir.
Maddede
mahalli idareler halk denetçisinin seçimi, görev ve yetkileri, başvuru yolları,
raporları ve raporlarının sonuçları ayrıntılı bir şekilde düzenlenmektedir.
Buna göre halk denetçisi, mahalli idareler ile bunlara bağlı kuruluşların ve bu
idareler tarafından kurulan birlik ve işletmelerin kurum dışı gerçek ve tüzel
kişilerle ilgili işlem ve eylemlerden kaynaklanan anlaşmazlıkların çözümüne
yardımcı olmak üzere görev yapacaktır. Bu idarelerin personelinin sicil ve
özlük hakkı gibi konulara ilişkin iş ve işlemlerinin halk denetçisine başvuru
konusu yapılamayacağı açıktır. Halk denetçisi, anlaşmazlıkların çözümü
çerçevesinde işlem ve eylemlerin hukuka ve hakkaniyete uygunluğunu ve
yerindeliğini inceleyerek kararını verecektir.
Ombudsmanlık
niteliği itibariyle idare ile ihtilafa düşmüş kişi arasında, konunun yargı
mercilerine intikal ettirilmesinden önceki aşamada hakemlik yoluyla ihtilafın
çözümlenmesini amaçlayan bir müessesedir. Bu nedenle, halk denetçisine müracaat
yargıya başvuru süresini durdurmakta, kişilerin daha sonra yargıya müracaatı da
engellenmemiş olmaktadır. Ayrıca, yargıya intikal edecek ihtilafların sayısı
azaltılarak yargı organlarının iş yükü de hafifletilmektedir.
Madde ile,
halk denetçilerinin denetçilik görevine tam olarak zaman ayırabilmesi için
gerekli bütçenin il özel idaresinden verilmesi ve bu suretle denetçilerin
sadece bu görevlerini yapması amaçlanmaktadır. Kamuda görev yaparken halk
denetçiliğine seçilen kişilerin, görevleri süresince izinli sayılarak görev
süreleri dolduğunda önceki görevlerine dönme imkanı da getirilmektedir. Ayrıca,
halk denetçilerinin daha önce tabi oldukları sosyal güvenlik kurumu ile de
ilgisi kesilmeyerek sosyal güvenceleri devam ettirilmektedir.
Madde 43– Yeni kamu yönetimi anlayışıyla
birlikte kamu kurum ve kuruluşlarında stratejik yönetime geçilmektedir.
Dolayısıyla, klasik anlamdaki mevzuata uygunluk denetimi yerini mevzuata
uygunluk yanında stratejik plan ve programlara, performans ölçütlerine ve
hizmet kalite standartlarına uygunluğun da arandığı bir denetim anlayışına
bırakmaktadır. Böylece, yöneticilerin yapmadıkları icraattan dolayı sorumlu
tutulmadığı sistem terkedilerek performans denetimi kapsamında bunlardan da
sorumlu tutulması söz konusu olmaktadır. Böylece, kamu kurum ve kuruluşlarında
çalışanlar sıralı amirlerine karşı maddede belirtilen kriterlere uygun davranıp
davranmadıklarından da sorumlu tutulacaktır.
Madde 44– Bakanlıklar ile kamu kurum ve
kuruluşlarında kanun düzeyinin altındaki idari düzenlemelerde adeta bir
enflasyon yaşanmaktadır. Çoğu yayınlanmadığı için hizmet alanların bilgisi
dahilinde olmayan idari düzenlemelerle kamu hizmetleri yerine getirilmektedir.
Bunun önlenmesi bakımından bakanlıklar ile kamu tüzel kişilerinin, önceden
kanunla düzenlenmeyen konularda ve kanun hükümlerine aykırı şekilde idari
düzenleme yapamayacakları hükme bağlanmaktadır.
Anayasa
Mahkemesi de muhtelif kararlarında, yürütmenin düzenleme yetkisinin sınırlı,
tamamlayıcı ve bağımlı bir yetki olduğunu; bu nedenle, yasalarla düzenlenmemiş
alanlarda yürütmenin genel nitelikte kural koyma yetkisinin bulunmadığını
belirtmektedir.
Madde 45- Merkezi ve mahalli idareye dahil
bütün kamu kurum ve kuruluşlarının uyması gereken temel ilkelerden biri de
hizmetlerin vatandaşa en yakın birimlerden verilmesi ve bir işlem en alt
düzeyde hangi kademede tamamlanabiliyorsa işlemin o kademede bitirilmesidir. Bu
ilkenin gerçekleşebilmesi için kurum ve kuruluşlarda yetkilerin alt kademelere
devredilmesi gerekmektedir. Maddede bu ilkelerin hayata geçirilebilmesi için
gerekli düzenleme yapılmaktadır.
Madde 46-
Kamu
yönetiminin işleyişindeki önemli unsurlardan biri de çalışanlardır. Çalışma
hayatı özel olarak düzenlenmesi gereken bir konudur. Ancak, kamu yönetiminin
temellerini düzenleyen bir kanunda kamu yönetimi ile ilgili olarak yapılması
gereken diğer düzenlemelerin de temel yaklaşımına ilişkin hükümlerin bulunması
gerekmektedir. Bu çerçevede insan kaynaklarına ilişkin düzenlemede esas
alınacak temel yaklaşım bu maddede belirlenmektedir.
Maddede
kamuda istihdam sistemine yeni bir yaklaşım getirilmektedir. Mevcut kamu
yönetiminin ciddi anlamda personel sorunlarıyla karşı karşıya kaldığı
bilinmektedir. Bu sorunların en başında personel sayısının fazlalığı,
dağılımındaki oransızlık ve nitelik sorunu gelmektedir. Kamu işçileri ve
sözleşmeliler de dahil olmak üzere yaklaşık olarak 2.7 milyon civarında kamu
çalışanı bulunmaktadır. Bir diğer sorun, kamu personelinin yeni değişme ve
gelişmeler karşısında ihtiyaç duyulan niteliği ile ilgilidir. Mevcut personelin
önemli bir kısmı genel idare hizmetlerinde (yaklaşık 320.000) ve yardımcı
hizmetler sınıfında (yaklaşık 150.000) görev yapmaktadır. Dikkatli bir analizle
kamu personelinin büyük bir kısmının halka hizmet üretmek yerine kamu
yöneticisine hizmet ürettiği söylenebilir. Ayrıca, kamu yönetiminde farklı
fonksiyon ve hizmetler için kendi alanında uzmanlaşmış çok sayıda insan
kaynağına ihtiyaç bulunmaktadır. Bir başka sorun ise, aşırı merkezileşme
sonucunda Ankara’da istihdam edilen personel sayısının artmasına karşın,
değişik illerde çalışacak personelin temin edilememesidir.
Diğer
taraftan, devlet memurluğu sisteminin, ömür boyu istihdam garantisi tanıması,
liyakat sisteminin bozulması, kariyer planlamasının yapılamaması ve
cezalandırma sisteminin öne çıkması sebebiyle etkisini kaybettiği ve kamu
yönetiminin ağır bir sorunu haline geldiği söylenebilir.
Maddede kamu
yönetimi sisteminin karşı karşıya kaldığı bu sorunlarla ilgili olarak
niteliksiz memurların sayısının azaltılması, işgücü planlaması yapılması,
nitelikli istihdamın sağlanabilmesi, liyakatın ve ehliyetin öne çıktığı
istihdam politikasının uygulanmasına imkan sağlamak amacıyla yeni düzenlemeler
öngörülmektedir. Sözleşmeli personelin yaygınlaştırılması ve kısmi zamanlı
istihdam uygulaması bunlara birer örnektir.
Maddede
müsteşarlar ile başkanlık ve genel müdürlük şeklinde kurulan bağlı ve ilgili
kuruluşlarda kendi genel kurullarının seçimi ile gelenler dışındaki başkan ve
genel müdürlerin görev süreleri hükümetin görev süresi ile
sınırlandırılmaktadır. Bununla güdülen temel amaç, liyakat sistemini bütünüyle
değiştirmek değil; öteden beri her hükümetin iktidara geldiğinde takım çalışmasına
uyum sağlayacak bir kadro oluşturma gerekçesiyle üst düzey kamu yöneticilerini
değiştirme konusundaki uygulamaları yeniden düzenlemek ve bunu
sınırlandırmaktır. Öteden beri yapılan uygulamalarda mağduriyetle sonuçlanan ve
yargı organlarını çok meşgul eden bu tür tasarruflar belirli bir esasa
bağlanmakta ve bu kişilerin özlük hakları korunmaktadır.
Madde 47- Mahalli idarelerde bazen nitelikli
personel bulmada güçlüklerle karşılaşılabilmektedir. Özellikle yönetici
kademesi bakımından bu güçlük daha da artmaktadır. Bu durumu aşabilmek
bakımından mahalli idarelerin merkezi idarede çalışan memurları geçici görevle
görevlendirmesine imkan tanınmaktadır. Bu şekilde görevlendirilenler
kurumlarından izinli sayılmakta ve asıl kadroları ile ilgileri de devam etmektedir.
Merkezi idare birimlerinin birbirlerinden personel görevlendirmesi genel
hükümler çerçevesinde mümkün olmakla birlikte, bakanlıklarda bakanın talebine
ve ilgili personel ile kurumunun muvafakatine bağlanarak açıklığa
kavuşturulmaktadır.
Madde 48- Kanun kapsamında merkezi ve mahalli
idareler ile bunların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarının bulunduğu
bilinmektedir. 3 üncü maddenin gerekçesinde de açıklandığı üzere,
Cumhurbaşkanlığının merkezi idare içinde yer aldığı tartışmasız olmasına rağmen,
Cumhurbaşkanlığının anayasal konumu ve Anayasanın 107 nci maddesi nedeniyle, 3
üncü maddede Cumhurbaşkanlığı bu Kanunun uygulaması bakımından merkezi idare
içinde sayılmamış; dolayısıyla Kanun kapsamı dışında bırakılmıştır. Milli
Savunma Bakanlığı ise diğer bakanlıklarla birlikte merkezi idare içinde yer
aldığından Kanun kapsamına dahildir. Bununla birlikte, Milli Savunma
Bakanlığının kuruluş ve görev özelliklerinden dolayı, maddede bu Kanunun 24
üncü maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi hariç olmak üzere, ikinci
kısmındaki hükümler ile 46 ncı maddesinin beşinci fıkrası dışındaki hükümlerin ve
47 nci maddesinin bu Bakanlık hakkında uygulanmayacağına açıklık getirilmekte
ve 3046 sayılı Kanunla bu konuda öngörülen istisna korunmaktadır.
Diğer
taraftan, merkezi ve mahalli idareler ile bunların bağlı, ilgili ve ilişkili
kuruluşları arasında sayılamayacak olan Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Sekreterliği ile bu Kanun bakımından yukarıda sayılan idare ve kuruluşların
tanımları içinde yer almayan Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kanunun kapsamı dışında
bulunduğu açık olduğundan, bu Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı kurumlar
arasında bunların sayılmasına gerek görülmemiştir.
Madde 49– Madde ile, kaldırılan hükümler ve
kurumlar belirtilmektedir. Bu kapsamda öncelikle bakanlıkların ve mahalli
idareler hariç diğer kamu kurum ve kuruluşlarının teşkilatlanmalarının ve
görevlerinin genel esaslarının belirlendiği 3046 sayılı Kanun, 108 sayılı
Savunma Sekreterlikleri Kurulmasına Dair Kanun ve 72 sayılı Başbakanlık Yüksek
Denetleme Kurulunun Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname
yürürlükten kaldırılmaktadır.
108 sayılı
Kanun, savunma sekreterliklerine ilişkin görevlerin yeni oluşturulacak destek
hizmetleri birimine devredilmesi; 72 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ise, bu
Kanunla öngörülen yeni denetim anlayışı çerçevesinde Kanun kapsamındaki bütün
kurum ve kuruluşların dış denetiminin Sayıştaya bırakılması sebebiyle
yürürlükten kaldırılmaktadır.
Ayrıca, Köy
Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen hizmetlerin mahalli müşterek
nitelikli olması sebebiyle, bu Genel Müdürlük kaldırılarak yürüttüğü görev ve
hizmetler mahalli idarelere devredilmektedir.
Dışişleri
Bakanlığı ile Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı dışındaki bakanlık
ve kuruluşların yurtdışı teşkilatı da 23 üncü maddede yapılan düzenleme
sebebiyle kaldırılmakta ve bunlara ait yurtdışı kadroları iptal edilmektedir.
Diğer
taraftan, merkezi idareye dahil kurum ve kuruluşlarının teşkilatlanması ile
görev ve yetkileri bu Kanunla yeniden belirlendiği için, bunların kuruluş,
görev ve yetkilerine ilişkin kanunların ve kanun hükmünde kararnamelerin bu
Kanuna aykırı bulunan hükümlerinin uygulanmayacağı açıklığa kavuşturulmaktadır.
Geçici Madde
1- Bu Kanunun 6, 7, 8 ve 9 uncu maddelerinde düzenlenen merkezi
idare ile mahalli idareler arasındaki yeni görev, yetki ve sorumluluk
dağılımına uygun olarak bazı bakanlıkların taşra teşkilatının görev ve
yetkileri, bina, araç, gereç, taşınır ve taşınmaz malları, alacakları ve
borçları, bütçe ödenekleri ve kadroları ile birlikte olmak üzere personeli
ilgili mahalli idarelere devredilmektedir.
Bunlardan
Kültür ve Turizm ile Çevre ve Orman Bakanlıklarından ve Sosyal Hizmetler ve
Çocuk Esirgeme Kurumu ile Gençlik ve Spor Genel Müdürlüklerinden belediyelere
devredilenlerin büyükşehir belediyesi bulunan yerlerde paylaşımının özel
kanununda belirtilen hükümlere tabi tutulması öngörülmektedir.
Sağlık
Bakanlığının eğitim hastaneleri dışındaki hastaneleri ile sağlık evi, sağlık
ocağı, sağlık merkezi ve dispanser gibi koruyucu sağlık hizmeti veren
tesislerinin önce il özel idarelerine devredilmesi ve daha sonra il özel
idarelerince, Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen esas ve usullere göre
hastaneler dışında kalanların belediyelere devredilmesine imkan sağlanmaktadır.
Tarım ve
Köyişleri Bakanlığının ulusal ve bölgesel düzeyde faaliyet gösteren araştırma
enstitüleri ile laboratuvarlarının, Bakanlığın ulusal ölçekte yerine getireceği
hizmetler dikkate alınarak, merkez teşkilatında kalmasında zorunluluk görülmektedir.
Bunlar dışındaki enstitü ve laboratuvarlar ile üretme istasyonlarının il özel
idarelerine devredilmesine imkan sağlanmaktadır. Ancak bunlardan enstitü ve
laboratuvarlar il özel idarelerince Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından
belirlenen esas ve usullere göre üniversitelere, kamu kurumu niteliğindeki
meslek kuruluşlarına veya belediyelere de devredilebilecektir.
Milli Eğitim Bakanlığı dışındaki bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı sağlık, tarım, adalet, tapu kadastro ve Anadolu meteoroloji meslek liselerinin Milli Eğitim Bakanlığına devredilmesi hükme bağlanmaktadır